Prof. Dr. Ünsal Sığrı

Prof. Dr. Ünsal Sığrı

Bay Yönetim

ETKİLİ İLETİŞİM: KONUŞMAK VE DİNLEMEK

19 Haziran 2018 - 15:41

İletişim, mesajların karşılıklı olarak taraflarca birbirlerine iletilmesidir. Gruplarda iletişim, grup üyelerini bir arada tutan bir “yapıştırıcı” işlevi görmekte, iş ve sosyal yaşamda önemli bir değer taşımaktadır. İletişim sürecinde, mesajın başlangıcı sayılan “kaynak”, mesajın gönderildiği “hedef”, mesajın içinde yol aldığı “kanal” unsurları bulunmaktadır.

Kaynak-hedef ilişkisini mekanik bir süreç olarak gören ya da gösterenler, toplumu etkiye açık, pasif, atomlaşmış bir kalabalık olarak gördüklerinden, iletişim süreciyle gönderilmek istenen algılama, tutum ve davranış kalıplarının hiçbir dirençle karşılaşılmadan aktarıldığını öne sürerler. Oysa birbirinden farklı, homojen olmayan insanların oluşturduğu gruplar ve onların oluşturduğu kitle analiz edilmeksizin ve ortak paydayı oluşturan unsurların neler olduğu bilinmeksizin sosyo-psikolojik bir kavramsal çerçeve oluşturmaksızın, sorunlara doğru yaklaşım sağlanamaz.

İletişimin temel amacı, insanlar arasında etkileşimi sağlamaktır. Sağlıklı bir iletişimin kurulabilmesi için, iletişime giren kişilerin birbirlerini, kişilik yapılarını ve çevre koşullarını da içeren bir bütün olarak değerlendirmeleri gerekir. Bu tür bir yaklaşım, sözlü ve sözsüz mesajları oluşturan bütün davranışlar arasında bir bağlantı kurulmasıyla, birleştirici, bütünleştirici bir yorum yapılmasıyla mümkündür.  

İletişim, insanları birbirine bağlayan en önemli bağdır. Kurduğumuz iletişimlerde temel amacımız karşımızdaki kişiyi anlamak olmalıdır. Karşımızdaki kişinin söylediklerini kabul etmiyorsak bile olumlu bir tutumla onu anlamaya çalışmamız önemlidir. Olumlu tutum, etkili iletişim becerilerini kullanmayı gerektirir; karşımızdaki kişiyi rahatlatıp, kendini ifade etmesini sağlar ve onu anlayabilmemize yardımcı olur. Bir mesajın bir yerden diğerine ulaştırılması süreci olarak tanımlanabilecek olan iletişimde geribildirim yoksa tek yönlü olmaya mahkûmdur. İyi bir dinleyici olabilmek için, kişinin geri-besleme sık sık ve yerinde kullanmasını öğrenmesi gerekir; böylece iletişim tek yönlü olmaktan çıkar, iki taraflı olur.

Mahatma Gandi’nin aşağıdaki dizeleri iletişimin insan hayatında ne kadar önemli bir işleve sahip olduğunu çok iyi göstermektedir:

Söylediklerinize dikkat edin, düşüncelere dönüşür...

Düşüncelerinize dikkat edin, duygularınıza dönüşür...

Duygularınıza dikkat edin, davranışlarınıza dönüşür...

Davranışlarınıza dikkat edin, alışkanlıklarınıza dönüşür...

Alışkanlıklarınıza dikkat edin, değerlerinize dönüşür...

Değerlerinize dikkat edin, karakterinize dönüşür...

Karakterinize dikkat edin, kaderinize dönüşür...

Aşağıdaki dizeler sağlıklı bir iletişim kurmanın önünde yer alan engelleri ve bu temelde iletişimin zorluğunu ise çok iyi yansıtmaktadır:

Düşündüğünüz,
-Söylemek istediğiniz,
-Söylediğinizi sandığınız,
-Söylediğiniz,
-Karşınızdakinin duymak istediği,
-Duyduğu,
-Anlamak istediği,
-Anladığını sandığı,
-Anladığı, arasında farklar vardır.

Dolayısıyla insanların birbirini yanlış anlaması için en az dokuz olasılık var…

Gerçek iletişim, değerlendirme eğiliminden sakınarak ve diğerlerini anlamaya çalışarak dinlediğimiz zaman meydana gelmektedir. İletişim sürecinde, karşımızdaki kişinin ihtiyaçlarını yadsıyacak biçimde, kendi ihtiyaç ve isteklerimizi ön plana çıkarmak, onu anlamamızı engeller.

Anlamak, yargılamaktan önce gelir. Birçok kişi daha teşhis koymadan reçete yazmak ister. Harekete geçmeden, yargıya varmadan anlamaya çalışmalıyız. Anlamak içinse önce dinlemeliyiz... Dinlerken önemli olan kalbimizle ve gözlerimizle dinlemektir. Karşımızdakini anladıktan sonra anlaşılmayı isteriz. Düşüncelerimizi karşımızdakilere açık ve net bir şekilde tanımlayarak, onların paradigmalarını ve ilgili alanlarını göz önünde bulundurarak sunarsak, büyük bir olasılıkla bizi anlayacaklardır. Kazan/kazan’da olduğu gibi bu alışkanlık da cesaret ve duyarlılığı dengelemeyi gerektirir. Başka bir kişiyi anlamak duyarlı olmayı gerektirirken, kendimizin anlaşılmasını sağlamak cesaret gerektirir.

İletişimin zorluğu konusunda elbette Konfüçyüs’ün de söyledikleri vardır:

Konfüçyüs’e sordular:

-“Bir ülkeyi yönetmeye çağrılsaydınız, yapacağınız ilk iş ne olurdu?”

 Büyük filozof şöyle cevap verdi:

-“Hiç şüphesiz, dili gözden geçirmekle işe başlardım.”

Dinleyicilerin hayret dolu bakışları karşısında sözlerini sürdürdü:

-“Dil düzensiz olursa, sözler düşünceyi iyi anlatamaz. Düşünce iyi anlatılamazsa, yapılması gereken şeyler doğru yapılamaz. Görevler, gereği gibi yapılmazsa, adetler ve kültür bozulur. Adetler ve kültür bozulursa, adalet yanlış yola sapar. Adalet yoldan çıkarsa, şaşkınlık içine düşen halk, ne yapacağını, işin nereye varacağını bilmez. İşte bunun için hiçbir şey dil kadar önemli değildir.”

İnsanları ikna etmenin en iyi yollarından biri, onları dinlemektir. Mevlana “Dertli bir adamın tereddüt ve dumanlarla dolu bir gönül evi vardır, derdini dinlersen o evde bir pencere açmış olursun” diyerek dinlemenin asaletine dikkat çekmektedir. Konuşmanın zamanını bilmeyen, dinlemenin zamanını da bilmez. “Konuşmak ihtiyaç olabilir, fakat dinlemek sanattır” der Goethe. Kulak bizim en içsel duyu organımızdır; öyle bir organ ki mekânı dolduran görüntülerin en gizli titreşimiyle harekete geçer. Konuşurken hiçbir şey söylemeyebilirsiniz, fakat susarken değil… Benzer olarak Franklin de “Dinlemesini bilenler, ülkeleri fethetmesini bilenlerden daha büyüktür” demektedir.

Bir kişiyi ve onun dış çevreyi nasıl algıladığını anlamak için, o kişiyi dinlemek gerekmektedir. Denilebilir ki; olumlu ilişkiler geliştirmede, insanlardan bilgi almada, başkalarını tanımada, anlamada ve onlara yardım etmede en temel öğe etkili dinlemedir. İletişim becerilerinden en önemlisi olarak kabul edilen dinleme davranışı, karşıdaki kişiye kabul edildiğini gösteren temel bir davranıştır. Dinleme, iletişimin yeterliliğini artırmakta ve iletişimin başkalarının ihtiyaçlarına göre yönlendirilebilmesini sağlamaktadır. Buna rağmen, eğitim alanında ve sosyal alanlarda dinlemeye daha az önem verilmekte ve dinleme öncelikli olarak ele alınmamaktadır.

Hz. Mevlana “konuşmanın en çirkini, uzun ve inanılmadan yapılmış olanıdır” der. Lâfı uzatanlara ne yapmak lâzım diye Farabi'ye sorduklarında, “Uzun konuşanı kısa dinlemeli”  demiş. Aslında dilemenin önemini günümüzde kaçırmak üzereyiz. İnsanlar öyle zorlanıyorlar ki birbirlerini dinlerken…

İyi bir dinleyici olmak, sanıldığı kadar kolay değildir. İnsanlar konuşmaya son derece isteklidirler ama “dinlemek” söz konusu olduğunda, gereken dikkati göstermemekte veya göstermek istememektedirler. Kişilerin dinleme becerilerini geliştirme konusunda yetenekli olduklarını, ancak dinleme becerilerini geliştirmek için bilinçli bir çaba harcamaları gerektiğini, bu çabanın temelde, konuşan kişinin sözünü kesmeden, dikkatin söylenenlerin üzerine toplanmasıdır. 

Uzun bir süre ilgilenmiş görünmek kaşları çok yorar. Ancak unutmayalım ki, bir söze sabredemeyen, çok söz işitir. Bir İtalyan atasözü “Dinlemekten akıl, söylemekten pişmanlık doğar” demektedir. Çoğu insan, tedaviyi bulmadan önce, sorunları teşhis etmek için gerekli olan zaman ve çabayı harcamaz. Bir başka deyişle, bir başkasının durumunu, koşullarını veya sorunlarını teşhis ettiklerini sanır ve çabucak kendi önerilerini sunarlar.  Anlamak niyetiyle değil, cevap vermek niyetiyle dinlerler. Eğer önce anlamak için dinlersek, tedavi etmeden önce doğru teşhisi koyma yönünde önemli bir adım atmış oluruz.

Dinlemek, iletişimin önemli ancak genellikle göz ardı edilen bölümüdür. Dinleme becerisi olgunluk ve kişisel bütünlük özelliklerine bağlıdır. Olgunluk ve kişisel bütünlük karakter özelliklerini gösteren kişiler karşılarındakini yargılamadan dinleme becerisi gösterebilirler. Yeterli olgunluk ve kişisel bütünlüğe erişmemiş kişiler de teknik bir beceri olarak etkin dinleme yapabilirler. Ancak, sözel olmayan kanalla yansıttıkları duygusal ton güven ilişkisinin bozulmasına, dolayısıyla etkin dinlemenin tam olarak gerçekleşmemesine yol açabilir. Olgun ve kişisel bütünlüğü olan kişiler karşılarındakini yargılamama konusunda içten oldukları için güven ilişkisi sarsılmaz ve giderek gelişir.

Biri konuşurken umursamaz davranabiliriz, dinliyormuş gibi yaparız veya gerçekten dinliyor olabiliriz. Ama pek azımız, empatik dinlemeyi, yani kendimizi karşımızdakilerin yerine koyarak dinlemeyi deneriz. Empatik dinleme, kişinin karşısındakini anlayabilmesini ve doğru teşhis edilmesini sağlayan tek dinleme düzeyidir. Empatik dinleme, karşımızdakine psikolojik açıdan ihtiyaç duyduğu havayı sağlayarak; beden dilinden duyguları anlamayı, dikkatle dinlemeyi ve empatik yaklaşımları açıkça sergilemeyi sağlamaktadır. En pratik anlamda empati, karşıdakinin ayakkabılarını giyerek dünyaya bakmak ve sonra tekrar kendi yerine dönmektir.

Dinlemek pasif değil, aktif bir beceridir. Gerçek dinleme; konuşmacının düşünce ve duygularına kendimizi vermeyi, her turlu isimizi bırakmayı ve dikkatimizi ona yöneltmeyi gerektirmektedir. Çünkü konuşan kişinin beden dilini fark etmek ve dinlemeye istekli olunduğunu ifade eden, göz teması, eğik beden pozisyonu, konuşan kişiye dönük olma gibi bedensel davranışlar kullanmak önemlidir.

Dinlemede empati hususu çok önemlidir. Empati, bir insanın, kendisini karşısındaki insanın yerine koyarak, onun duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlamasıdır. Empati, çevirmen aracılığıyla konuşmaktır. Çevirmen, içeriği ve duyguları yansıtır. Çevirmen, analiz etmez, yönlendirmez, yargılamaz, kontrol etmeye çalışmaz. İnsan ben merkeziyetçi davrandığında ise, sadece kendi bakış tarzını önemseyip, ötekini bilmediğinde onun bakış tarzını kavrayamadığında sorunlar çıkar.

Gandhi'ye gelen bir kadın kızının tatlı yemeyi çok sevdiğini ve ona kızı için öğüt istemeye geldiğini söyler. Gandhi sessiz kalır. Kadın nerede hata yaptığını düşünerek gider. Daha sonra bir gün Gandhi'yle karşılaştığında cesaretini toplayıp ona;

 -"Sana öğüt istemeye geldiğimde neden sessiz kaldın?" der. Gandhi de gülümseyip;

-"Hiçbir yanlışın yoktu. Sustum çünkü ben de zaman zaman tatlı yemeyi severim. Tatlı yemekten henüz kendim vazgeçmemişken kızına bunu nasıl öğütlerdim?" demiş.

Empatik dinlemenin özü, karşımızdaki ile aynı fikirde olmak değil, onu duygusal ve entelektüel açıdan derinlemesine anlamaktır. Empati, Yunanca kökenli bir kelimedir. “Em“ “içinde” demektir, “Pathy” ise, “duygu” veya “ıstırap” anlamına gelen “pathos” kelimesinden gelmektedir. Kendimizi bir başkasının yerine koyduğumuzda ve onun yaşadığı duyguları onun gibi yaşadığımızda empati ile yaklaşmış oluruz. Bu onunla aynı fikirde olduğumuz anlamına gelmez, sadece onun bakış açısını anlarız. Empatik dinlemenin amacı, karşınızdaki insanı duygusal açıdan olduğu kadar entelektüel açıdan da derinlemesine anlamaktır.

“Empati”  ve “sempati”  kavramları birbirinden farklıdır. Empati, sempati kavramı gibi  “hak verme“ anlamına gelmez. Bir insana sempati duymak demek, o insanın sahip olduğu duygu ve düşüncelerin aynısına sahip olmak demektir. Birini “anlamak” başka şeydir, ona “hak vermek” başka şey...

İletişim ortamı, sayısız zorluk ve engellerle çevrelenmiştir. İletişimde en başta gelen bozuk temellerden biri, savunuculuktur. Savunuculuk, bireyin benlik bilincini koruma ihtiyacından kaynaklanır. Savunucu durumda olan kişi; zihin gücünü, söz konusu konudan çok, kendisini savunmak için tüketir. Karşıdakini nasıl yeneceğine, tartışmayı nasıl kazanacağına, karşısındaki sözlü hücumda bulunursa nasıl müdafaa edeceğine zihnini yorar. Savunma özelliği arttıkça iletişimdeki verim azalır.

Karşımızdakini anlamaya çalışırken, tavırlar ve beden dili de son derece önemlidir. Gözlerimiz, kulaklarımız ve kalbimizle dinlemek, duyguları, anlamı ve içeriği anlayabilmek için vurgular, tavırlar ve beden diline karşı daha duyarlı olmamızı sağlar.

Tabii ki dinlemenin yüceliğini yukarıda belirttikten sonra konuşmanın ve kelimelerin de aslan payını vermeliyiz. Bilim adamları, insanların konuşurken farklı diller kullanabileceğini belirtmişlerdir. Duygu dilini kullananlar, dünyayı bir “ilişkiler ağı” olarak görürler. İfade edilen içeriğin söylenme tarzındaki tona ayak uydururlar. Anlam dilini kullananlar, fikirlere, değerlere, kurama ve olanların ardındaki felsefeye ilgi gösterirler. Güç dili ise, eylem ve yöneticilik üzerine odaklanır. Etkili iletişim çoğunlukla her üç dilin uygun zaman ve zeminde harmanlanarak kullanılmasıyla ortaya çıkabilmektedir. İşte aşağıdaki öyküde “duygu dilinin” ne kadar etkili olduğu görülmektedir.

Brooklyn köprüsünde, bir bahar günü, kör bir adam dilencilik yapıyormuş. Dizlerinin dibine bir tabela koymuş. Üzerinde "DOĞUŞTAN KÖR" yazılıymış. Herkes dilencinin önünden geçip gidiyormuş. Bir reklâmcı bunu görmüş. Tabelayı almış arkasına bir şeyler yazmış, olduğu yere tekrar bırakmış. Ne olduysa olmuş... Gelip geçen ve bu tabeladaki yeni yazıyı okuyan herkes, başlamış dilencinin önündeki şapkaya para atmaya... Bir cümle yetmiş onca kişiyi etkilemeye ve dilencinin şapkasının kısa sürede ağzına kadar parayla dolup taşmasına... ”Güzel bir bahar günü... Ama ben baharı görmüyorum...

Dilin kemiği yoktur, ama bir vuruşta adamın sırtını yere getirebilir” der Benjamin Franklin. Gerçekten de bakılacak yüze, utanılacak söz söylememek gereklidir. Çünkü bıçak yarası onarılır, dil yarası onarılmaz. Rudyard Kipling de “kelimeleri”, “insanlığın kullanmış olduğu en güçlü zehir” olarak görmektedir. Dil keskin bir kılıçtır, nasıl keseceği bilinmez. Söz döndürmesi kolay olmayan ok gibidir. Sonunda özür dilemek zorunda kalacağınız bir sözü söylemekten veya bir işi yapmaktan sakınınız. Aslında güzel konuşmak için bir tek yol vardır, o da dinlemeyi bilmek… 

Aristoteles konuşmayı bir sanat olarak görür ve “Konuşma sanatını bilen adam, düşündüklerinin hepsini söylemez, fakat söylediklerini düşünür de söyler” der. Çok konuşmak insanın gözden düşmesi için en kısa ve emin yoldur. “Çok bilenler konuşmaz, çok konuşanlar bilmez” der Lao-Tzu. Her bildiğini söylememek, fakat her söylediğini bilmek gereklidir konuşurken. Mohawk Kabilesinin bir atasözünde “Bilge konuşur çünkü onun söylemek istedikleri var, ahmak konuşur çünkü kendisinin bir şey söylemek mecburiyetinde olduğunu zanneder” denmektedir. Az konuşmaktan pek az, çok konuşmaktan sık sık pişman olunur. 

“Olgun insan, güzel söz söyleyen değil, söylediğini yapan ve yapabileceğini söyleyen insandır” der Konfüçyüs. İnsan dünyayı zapt edebilir, ama ağzını zapt edemez. İki şey akıl hafifliğini gösterir; söyleyecek yerde susmak, susacak yerde söylemek. Söz ağızda iken sahibinin esiridir, ağızdan çıktıktan sonra sahibi onun esiridir. Kelimeler değil onları söyleyecek ağızlar önemlidir. Düşüncelerini tam ve yerinde kelimelerle ifade edemeyen kişiler, yanlış tartılarla tam iş görmeye çalışan satıcıya benzer.

İnsanın öğrenmesi gereken ilk dil, tatlı dildir” der rahmetli Barış Manço ve bu söylediğini çok da iyi başarmıştır. Mevlana “Ne kadar bilirsen bil, söyledikleriniz karşındakinin anlayabildiği kadardır” ve “Aynı dili konuşan değil, aynı duyguları paylaşanlar anlaşabilirler” demektedir.

Bir İsviçre atasözüne göre, “Az düşünen çok konuşur”. Ne söyleyeyim diye başta düşünmek, niçin söyledim diye sonunda pişman olmaktan iyidir! Önce düşünceler içinde yıkanmayan her söz, yolumuza atılmış bir taştır. Her şeyi önce düşünüp, muhakeme ettikten sonra söylemek, başarının ilk şartıdır. Kelimelerin kuvvetini bilmeyen insanlarla esaslı bir konuyu konuşmak mümkün değildir. Ne söyleyeceğini düşünerek konuşan kimse, insanların en akıllısıdır.

“Kalp neyle doluysa, dudaklardan o dökülür” der Goethe. Gerçekten de insan iletişimi, hem zihin hem de gönül zenginliği ister, biri olmadan diğerinin etkinliği yoktur.

“Ederse insanı söz sultan eder;

Ne yumruktan ne kılıçtan iz kalır,

İnsan ölür arkasından söz kalır”.

Kutadgu Bilig…

Davranış Geliştirmeye Yönelik Bir Uygulama:

  • Kendi deneyimlerinizi düşünerek, etkili bir iletişim kurmanın zor olduğu durumları yazın.
  • Etkili bir iletişim kurmanın önündeki engelleri yazın.
  • Karşı tarafın sizi dinlemeden öneride bulunduğu bir deneyiminizi düşünün, ne hissettiniz?
  • Siz karşı tarafı dinlemede en sıklıkla hangi durumlarda zorlanırsınız?
  • Empatik dinlemede temel beceri “konuşanın anlaşıldığını hissetmesine yardımcı olmak” olduğundan, günlük yaşamda siz bu yönde neler yapıyorsunuz?
  • Empati tutumunu kullanmaya ihtiyaç duyduğunuz bir ilişkiyi düşünün, bu ilişkideki tutumunuz dinlemenizi nasıl etkiliyor?
  • Bir sonraki etkileşimde empati yaklaşımını uygulamak için ne yapacağınızı belirtin.
  • İletişimde sözcükleri özenle seçin.  Gerek sözlü, gerekse yazılı iletişim ile insanların yaşamına “dokunuyorsunuz”. Dokunmak vardır, “tokat atarcasına”, dokunmak vardır, ‘okşarcasına’...

Bu yazı 1483 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar