Prof. Dr. Ünsal Sığrı

Prof. Dr. Ünsal Sığrı

Bay Yönetim

KENDİNE İNANMAK VE MÜCADELE GÜCÜNE SAHİP OLMAK

30 Nisan 2018 - 20:30

Başarılı bir iş şansın sonucu değildir. Başarısızlık ve iflas da tesadüf ve şansızlık sonucu değildir. Bir işi başarıya götürmek istiyorsanız, bunu şiddetle arzu etmelisiniz. Kalıcı bir başarıya ulaşanlar, bunu hak etmişlerdir. Bir istek ve arzuyu fark ettiğinizde, bir başkası arkadan gelir. Eğer ilk isteği yerine getiremezseniz, ikinciyi de yerine getirmezsiniz. İdeallerini aksiyona dönüştürmeyen insan, sadece bir hayalperestten ibarettir. Kişi saf, yoğun ve ısrarlı ise, onun istek ve ideali çok büyük ve yapıcı bir güç haline gelir.

Başarıya giden yol, inandığınız şeyleri vazgeçmeden sonuna kadar savunmak ve yapmaktan geçer. Bunun sonucunda bazı insanların sizi sevmeyeceğini bilseniz bile...    Başarı, doğru olduğuna inandığınız şeyi yüksek sesle söyleyebilme, hatta haykırabilme cesaretidir. Başarmak için ise en önemli şey inanmaktır. İnanmak ve “kesinlikle yapabileceğimden eminim” tavrı ile yapmak için gerekli olan güç, beceri ve enerjiyi üretir. “Bunu yapabilirim” hususuna inandığımızda “bu nasıl yapılır” gelmeye başlar.

Bireyin aldığı eğitim ne olursa olsun, bence O’nu hayatta esas başarıya götürecek olan husus, “kendine inanmak” ve “mücadele gücüne sahip olmaktan” geçmektedir. Kanımca iyi okullardan sıra sıra diplomaları dizmiş ama heyecansız ve bezgin bir insan, vasat bir eğitim almış ancak mücadele gücü ve azmine sahip bir insana yeğ tutulamaz. Çünkü hayat uzun ve zorlu bir maratondur, eninde sonunda mücadele gücüne sahip olanlar arayı açacaktır.

 Thomas Edison, çok kere denedikten sonra hala kusursuz ampulü keşfedemeyince, biri sorar;
-”Bir başka  başarısızlığı da göze alacak mısın?”
O da cevap verir;
-“Ben başarısız olmadım. Ampulü keşfedemeyen bir yol daha keşfettim.”

Büyük işler başarmak için, sadece harekete geçmek yetmez. Ne yapmak istediğinizin rüyasını da görmeniz gerekir. Sadece rüyasını görmek yetmez, rüyanın gerçekleşeceğine inanmak da gerekir. Yaşamak için bir nedeni olan herkes, her sıkıntının üstesinden gelebilir. Başarının sırrı bir hedefi durmaksızın takip etmektir. Anton Çehov “İnsan, inandığı şeydir” demektedir. Siz kendinize inanın, başkaları da size inanacaktır.

Yıllar önce, Seattle Özel Olimpiyatlarında, tümü fiziksel ve zihinsel özürlü olan dokuz yarışmacı, 100 metre koşusu için başlama çizgisinde toplandılar. Başlama işareti verilince, hepsi birlikte başladılar, bir hamlede başlamadılar belki ama yarışı bitirmek ve kazanmak için istekliydiler. Yarışa başlar başlamaz içlerinden genç bir delikanlı tökezleyip yere düştü ve ağlamaya başladı. Diğer sekiz kişi yarışçının ağlamasını duydular. Yavaşladılar ve geriye baktılar. Sonra hepsi yönlerini değiştirdiler ve geriye döndüler, oğlanın yanına geldiler. İçlerinden Down Sendromlu bir kız eğilip oğlanı öptü ve

 -"Bu onun daha iyi olmasını sağlar" dedi.

Sonra dokuzu birden kol kola girdiler ve bitiş çizgisine doğru hep birlikte yürüdüler. Stadyumdaki herkes ayağa kalkıp dakikalarca onları alkışladı.

Orada bulunan insanlar hala bu öyküyü anlatırlar. Neden? Çünkü şu tek gerçeği derinden bilmekteyiz: Bu hayatta önemli olan şey, kendimiz için kazanmaktan çok daha ötede olan bir şeydir. Bu hayatta önemli olan, yavaşlamak ve rotanızı değiştirmek anlamına gelse bile diğerlerinin de kazanması için yardım etmektir.

Vehbi Koç’un deyimiyle “Başarının anahtarı, başarıyla duyulan inançtadır”. Eğer yapmayı isterseniz, yapmaya karar verirseniz ve yeterli zamanı ayırarak çalışırsanız, o işi yavaş yavaş, günbegün ve adım adım yapabilirsiniz. Yeteri kadar nedeniniz varsa, her şeyi yapabilirsiniz. İşin doğası değiştiğinden değil, bizim yapma yeteneğimiz geliştiğinden dolayı, yapmakta ısrar ettiğimiz şey giderek kolaylaşır. Goethe’nin dediği gibi “Bir adamda azim olmazsa bilgi ölür”.  Başarının gizi, ısrarla istemekte yatmaktadır.

Meksiko City’de “Her Şeye Rağmen” isimli bir heykel vardır. Bu isim, heykelin konusunu yansıtmaz, sadece heykeltıraşı onurlandırmak amacıyla verilmiştir. Bu heykelin yapımı sırasında heykeltıraş bir kaza geçirmiş ve sağ elini kaybetmiş. Ancak heykeli tamamlamakta çok kararlıymış ve kendisini buna adamış, bu nedenle sol eli ile taş yontmayı öğrenmiş. Tüm bu problemlere rağmen, heykeltıraş heykelini tamamladığı için bu esere “Her Şeye Rağmen” ismi verilmiş.

Hayatta her zaman krizler olacaktır. Zor gibi görünse de, sönüp gidecekler, çünkü siz bunun için bir şeyler yapacaksınız. Sorunun büyüklüğünü göğüsleyecek ve çözümü geliştireceksiniz, aynı zamanda yarınınızı düşünüp işinizi devam ettireceksiniz. Sonunda gün gelecek, o yarına ulaştığınızı anlayacaksınız. Ortam sakinleştiğinde olanlardan elbette mutlu olmayacaksınız, ancak geriye dönüp baktığınızda sizi şaşırtan bir görüntüyle karşılaşacaksınız – hayat şimdi her zamankinden daha güzel görünüyor olacak.

Gerçek başarı, başkalarına muhtaç olmadan, tek başına ayaklarının üstüne basarak ve kendine güvenerek aşağıdaki öyküdeki gibi “Ben bu işi yapabilirim!” diyenindir. “Yapabileceğine inanmak, kendi kendini gerçekleştiren bir kehanettir” demektedir Anthony Robbins.

Japon çocuğun tek hayali çok ünlü bir karateci olmaktı. Fakat ailesi buna izin vermedi. Bir gün talihsiz bir kaza sonucu çocuk sol kolunu kaybetti. Ailesi çocuğun moralinin çok kötü olduğunu görünce ona bir karate hocası tuttu. Hoca ilk dersinde çocuğa karsısındakini sağ koluyla tutup üstünden savurmayı gösterdi. Hatta ikinci, üçüncü ve sonraki bütün derslerde hep aynı hareketi yapıyorlardı. Çocuk bir gün hocasına "hocam ben çok sıkıldım, artık başka hareketlere geçsek" dedi. Hoca ise bunu kabul etmeyerek dünyada bu işi en hızlı yapan kişi olmadıkça bitirmeyeceğini söyledi. Çocuk o kadar hızlanmıştı ki, hocasını bile göz açıp kapayıncaya kadar yerden yere vuruyordu. Bir gün hoca elinde bir kâğıtla geldi. Kâğıtta çocuğun gençler karate şampiyonasına katılabileceği yazıyordu. Çocuk çok şaşırdı. Ertesi gün salonda ilk rakibinin karşısına çıkacakken heyecanla hocasına sordu, "hocam bu iş nasıl olur? Ben sadece tek hareket biliyorum kesin kaybederim". Hocası ise "sen sadece hareketi yap" cevabını verdi. Çocuk ringe çıktı ve hareketiyle rakibini eledi. Hatta tek hareketle finale kadar çıktı. Finalde karşısında kendisinin iki katı birisi vardı. Önce çok korktu ama yine bildiği hareketi yaparak son rakibini de yendi ve şampiyon oldu. Sevinçle hocasının yanına koştu ve sordu "Hocam nasıl olur anlamıyorum, sadece bir hareket biliyorum, tek kolluyum ve şampiyon oldum". Hocası çocuğa baktı ve dedi ki, "senin yaptığın hareket karatedeki en zor hareketlerden biridir. Ve bir tek savunması vardır o da, rakibin sol kolunu tutmak"...

Mazeret bulmayı iyi başaran kişinin, başka bir şeyi iyi başardığı pek görülmez. M. Kemal Atatürk “Ben bir işte nasıl başarılı olacağımı düşünmem, o işe neler mani olur diye düşünürüm. Engelleri ortadan kaldırdığım zaman iş kendi kendine yürür” diyerek mücadele gücünün önemine işaret etmektedir. Gerçekten de bir işe koyulduğunda, Türk deyimiyle “İstim arkadan gelir” veya “Kervan yolda düzülür”. Eflatun’un dediği gibi “Dalgalar ve insanlar daima başarılı denizcilerin yanındadır”. Bana göre bu bir Polyanacılık oyunu değildir, gerçekten azimli ve istekli başlanırsa mutlaka bir desteğin geleceğine inanırım ben…

Mümin Sekman “Her Şey Seninle Başlar” adlı kitabında yaşamda bizi son vagona atlamaktan alıkoyanın “atalet” olduğunu vurgular. O’na göre; bir işi yapmamız gerektiğini, niçin yapmamız gerektiğini, nasıl yapacağımızı, yaparsak ne kazanacağımızı biliyor ama yine de yapmıyorsak “atalet” halinde yaşıyoruz demektir. İnsanları yapabileceklerini yapmaktan alıkoyarak atalet içinde yaşatan, neyi yapabileceğine ilişkin inancını belirleyen şey ise “öğrenilmiş çaresizlik” dir. Öğrenilmiş çaresizlik bizi, söylemekten söylenmeye, sorumluluk almak yerine suçlamaya, kendine yetemeyen, ayakları üzerinde duramayan insanlar olmaya götürmektedir.

GM’nin bir dönemki patronu ve “Nötron Jack” adıyla da anılan Jack Welch “Hiç kimse, başarı merdivenlerine elleri cebinde tırmanmamıştır” diyerek aslında zorlu dönemeçlerden geçmenin yaşamda ki başarıda doğal olduğunu belirtmektedir. Hayat daima düzde gitmez, ara sıra çıkılır, çoğu kez de inilir. “Kuru pantolon ile balık tutulmaz” diyen Cervantes ise adeta Jack Welch’i teyit etmektedir. Gerçekten de zaferler asla ucuz fiyatlardan alınamaz. Aşağıdaki hikâyede olduğu gibi, değerli olan hiçbir şey hayatta mücadelesiz kazanılmaz.

Bir istiridye, komşu istiridyeye dedi ki:

“İçimde büyük bir sancı var. Ağır ve yuvarlak ve bana çok ıstırap veriyor.”

Öbür istiridye tepeden bakar bir hoşnutlukla yanıtladı:

“Göğe ve denizlere şükürler olsun ki benim içimde hiçbir sancı yok. İçimde ve dışımda her şey iyi ve tamam.”

O sırada oradan geçmekte olan bir yengeç iki istiridyenin konuşmasını duydu ve içinde ve dışında her şey iyi ve tamam olan istiridyeye şöyle dedi: “Evet, iyi ve tamamsın; ama komşunun taşıdığı sancı gerçekte son derece güzel bir inci.”

Ahmet Şerif İzgören’in dediği gibi “Bedava peynir sadece fare kapanında var”. Tarih boyunca gayret sarf etmeksizin yaşayanlar arasında, isim bırakmış bir tek insan yoktur. En büyük başarı hiç düşmemek değil her düşüş sonunda kalkıp yola devam edebilmektir. Birkaç sineğin ısırması, yarışı kazanmaya azmetmiş bir atı durduramaz. Hayatta daima tatlı ile acı karışıktır.

Hayat mücadelesi içinde, “vazgeçmemek” önemli bir unsurdur. Verilen emeklerin karşılığı görülmeyince, gelişim süresi uzadığında, etraftan baskılar veya caydırma etkili tepkiler geldiğinde, cesaret gösteremeyenler kıskançlıkla yaklaşıp olumsuz enerji verdiğinde, tembeller, emeği değersizmiş gibi gösterdiğinde vazgeçme aşamasına gelinebiliniyor.  Geçen zaman ve bu zaman içinde verilen emeklerden, gösterilen sabırdan dolayı bedene ve zihne yorgunluk düştüğünde, vazgeçmek gündeme yerleşiyor. İnsan bir an duruyor ve "Değer mi?" sorgulamasına giriyor. Bu gelinen noktada en önemli şey, derhal harekete geçmek. Durmamak ve devam etmek. Asla ve asla vazgeçmemek. Tabii ki değer. Bu başarıldığı an diğerleri arkadan geliyor olacak. Kapılar kapıları açacak, başarıdan başarıya koşulacak. Uzun zamanda sabırla yavaş yavaş emekle, inanarak kat edilen yollar en sağlam ve en doğru noktalara ulaşacak; tıpkı bambu ağacı gibi. Zor büyüyen ama büyüdüğü zaman kolay kolay devrilemeyecek bir ağaç gibi.

Kişisel başarı felsefesi oluşturulurken üç husus dikkate alınmalıdır. Bunlardan ilki, başarının sınırlı olduğu yani “hiç kimsenin her alanda en iyi olamayacağı”; ikincisi başarının geçici olduğu yani “hiçbir başarının sonsuza kadar sürmeyeceği”; üçüncüsü ise başarının izafi olduğu yani “hiç kimsenin herkesin gözünde başarılı olamayacağı” felsefesidir.         

Sürekli mutluysanız, mutluluk anlamını yitirir. Beyaz bir duvarın üstüne, bembeyaz bir tebeşirle yazı yazmak yararsızdır. Ne kadar yazsanız kimse bir şey okuyamaz. Gece, en az gündüz kadar gereklidir. Acı, üzüntü dolu günler; mutluluk, sevinç dolu günler kadar vazgeçilmezdir. İşte bu gerçeği kavramak da bilinçlenmektir. O zaman sorgu sual biter. Yaşantının ritmidir bu. Çelişki ve ikilemleri kavramaktır. Yani yaşantınızın sırrını çözmektir.

Eşyanın tabiatını özümsediğiniz, doğa kanununu çözümlediğiniz anda, sizin için gölge kalmaz. Mutsuzluk bile bu aşamaya varmış kişide, ışık saçar. Üzüntünün bu türü düşmanın değil, dostundur. Onu gerekli ve gidici bir arkadaş gibi sevgiyle taşıyın. İleri tarihteki bir mutluluğun habercisi olarak kabullenin sıkıntıyı. Aksi takdirde yok olur, erir bitersiniz!

İyi bir insan olduğunuz için dünyanın size adil davranmasını beklemek, vejetaryen olduğunuz için bir boğanın size saldırmamasını beklemek gibidir. Evet, hayat zorluklarla doludur. Ancak yeter ki çaresiz olduğumuzu düşünmeyelim. Çaresiz olmadığımızı anımsamak yararlıdır. Her zaman yapabileceğimiz bir şeyler vardır…

Davranış Geliştirmeye Yönelik Bir Uygulama:

Kendine inancı destekleyen ve mücadele gücünü pekiştiren en önemli yöntemlerden birisi, yaşamınızda bir “öncü” belirlemektir.

  • Hayatınız boyunca kim size öncülük etti? Bu insan sizi nasıl etkiledi?
  • Sizin başkalarına “öncülük” yapabileceğinizi hiç düşündünüz mü?
  • Öncülük yapabileceğiniz durumları belirleyin ve onları mükemmelleştirmeye gayret edin.
  • Mücadele gücünüzü sürdürmek için; dozunda, yapıcı ve faydalı stresi beraberinizde taşımayı ve yönetebilmeyi ihmal etmeyin.

TANRI VE ÇİFTÇİ

Biraz sıkıntı, vazgeçilmez bir ögedir. Fırtınalar, gök gürültüleri, şimşekler ve üzüntü, bizleri mutluluk ve neşe kadar zenginleştirir; besler, verimli kılar. Bu öykü süresince Tanrı'nın yeryüzünde yaşadığı varsayılıyor. Gökyüzüne taşınması daha sonradır.

Bir çiftçi Tanrı'yı ziyarete gelmiş ve şöylesine meydan okumuş:

"Bak sen Tanrı olabilirsin; dünyayı da sen yarattın. Peki, güzel anladık! Ama tarımın a-be-ce’sini bilemezsin, çünkü çiftçi değilsin. Bir tek patates bile yetiştiremezsin. Uzun sözün kısası Tanrılığına rağmen benden öğrenecek bir şeyin var."

Tanrı büyük bir alçakgönüllülükle sormuş:

-"Bana ne öneriyorsun? Tavsiyen nedir?"

-"Bir yıl süreyle beni aksiliklerden koru. Sonunda evrende hiç yoksulluk kalmadığını göreceksin."Tanrı, çiftçiye bir yıl süre tanımış. Çiftçinin koşulları çok ağırmış. Fırtına olmayacak, yağmur yağmayacak, tohumları yiyen böcekler olmayacak, şiddetli rüzgâr esmeyecek... Uyumlu, düzenli, sorundan yoksun bir yıl olacak... Yılın sonunda, başaklar öylesine uzamış ki, çiftçi sevincinden uça yazmış. Güneş istemiş, Tanrı güneşi de emrine pervane etmiş. Yağmur istemiş; anında yağmur yağmış. Kesilmesini istediğinde ise, gökyüzü kurumuş. Ürün bolluğu açısından mucizevî bir yıl yaşanmış.

Ne var ki yalnızca nicelik açısından mucizevî...

Çiftçi Tanrı'ya kasılarak şunları söylemiş:

-"Onca bol ürün yetiştirdik ki, insanoğlu on yıl süreyle hiç çalışmasa bile, dünya üzerinde hiç açlık olmayacak bundan böyle."

Ama mahsul biçildiğinde, ürünlerin kof olduğu anlaşılmış. İçlerinde tek bir arpa, tek bir buğday tanesi yokmuş...

Çiftçi şaşkın, Tanrı'ya sormuş:

-"Ne oldu? Aksilik nerede? Nerde yanıldım?". 

-"Çok basit..." diye yanıtlamış Tanrı; "Mücadeleyi engelledin. Hiç sürtüşme yoktu. Tüm kötülüklerden, güçlüklerden arındırdın mahsulü. Bu nedenle kısır kaldı. Doğada her etkenin bir rolü vardır. Güçlük çekmeden meyve alınmaz. Fırtına, gök gürültüsü, sağanak, şimşek de gereklidir. Ürünün ruhunu, özünü dingin tutarlar."

Bu yazı 1272 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar