Aile, Harika Bir Okuldur!
Prof. Dr. Ertuğrul Yaman

Prof. Dr. Ertuğrul Yaman

Prof. Dr. Ertuğrul Yaman

Aile, Harika Bir Okuldur!

13 Şubat 2020 - 10:14 - Güncelleme: 13 Şubat 2020 - 10:17
Reklam

Ülkemizde uzunca bir süredir eğitim konusu tartışılmakta  ve uygun eğitim sistemiyle ilgili arayışlar sürdürülmektedir. Doğal olarak hemen herkes, bir an önce eğitim konusunun bir çözüme kavuşturulmasını beklemektedir. Bu beklentiye niçin cevap verilemiyor? Öncelikle, bu soruya açıkça bir cevap bulmamız gerekiyor. Bu önemli soruya gerçekçi cevaplar verebilmemiz için, var olan yanlışlık ve aksaklıkları ortaya koymamız ve sonra da çözüm önerileri oluşturmamız gerekir.

Her şeyden önce, eğitim konusu, son derece hassas ve uzmanlık gerektiren bir süreç olmasına rağmen, bu alanda birçok kişi görüş beyan etmekte ve hatta uygulamalara müdahil olmaktadır. Oysa, bu hayatî konunun büyük bir dikkatle ve acele etmeksizin ele alınması ve ehil insanlarca yürütülmesi gerekir. Ülkemizde eğitim sisteminin temel açmazı, eğitim ortamlarındaki genel ruh ve felsefe eksikliğidir. Birçok eğitim kurumunda eğitimciler idealsiz, öğrenciler ise hedefsizdir! Bir başka sorun, eğitim ve öğretim birbirini tamamlayan iki süreç olması gerekirken eğitim konusu sözde kalmakta, öğretim ise, hayattan ziyade sınavlara dönük olarak yürütülmektedir. Öte yandan, eğitim basamakları ülkemizde bütüncül bir bakış açısıyla değil, her kademe daha çok içinde bağımsız olarak çalışmaktadır. Örneğin; aile eğitim süreçlerinde en temel kurum olması gerekirken çoğu zaman devre dışı kalmaktadır!

Eğitimin Temeli Ailede Atılır!

Sınırlı bir ömre sahip olan insan hayatının anlamını ve gerçek değerini kazanabilmesi, nasıl bir ailede doğup büyüdüğü ile yakından ilişkilidir. Anne babanın değerleri ve alışkanlıkları vb. bir biçimde çocuğa sirayet eder. Bu bağlamda çocuğun doğduğu aile, yaşadığı çevre; bedensel ve ruhsal beslenmesi; iletişim içinde olduğu insanlar… onun büyüme seyrini, gelişimini, öğrenimini ve eğitimini etkiler. Bireyin gelecekte nasıl bir insan olacağı hususunda ailenin helal kazancı, annenin helal sütü ve helal lokması temel belirleyicilerdendir. O bakımdan, erken çocuklukta eğitim konusuna evlilik ve aileden başlamakta yarar vardır. Çünkü, aile bir eğitim kurumu olarak ne derece sağlam kurulursa, çocuk eğitimi için o oranda sağlıklı bir ortam oluşturulur. Çocuk eğitiminin temelleri ailede atılır. Bu bakımdan çocuk eğitiminin başlangıç evresi, çocuğun dünyaya gelmesinden çok daha öncelerde, ebeveynlerin evlilik ve ailelerinde aranmalıdır.

Çocuk ve Fıtrat

Dünyaya gelen her çocuk, tertemiz bir fıtrat üzere doğar. Doğan bebeklerin kokusu, görüntüsü pek masum, pek hoştur. Bu masumiyetin eşi ve benzeri yoktur. Böylesine seçkin bir varlığın bakımı, beslenmesi, büyütülmesi ve eğitimi en başta anneler olmak üzere, tüm aileye düşen en önemli ve ulvî görevdir. Bir anne babanın asıl görevi, çocuklarına terbiye ve güzel ahlâk konusunda örneklik etmektir.  Çocuğun yaratılışındaki hikmeti kavramadan onu beslemek, büyütmek, yetiştirmek ve eğitmek eksik kalabilir. Zira, çocuğun fıtratına aykırı söz ve davranışlar, çocuğun “sorunlu” birey olmasına yol açar.

Çocuk eğitimi, anne karnında başlayıp her an, her ortamda devam eden bir süreçtir. Duygu, düşünce, değer ve davranışlar, eğitimle biçimlenir, renklenir ve kıvamını bulur. Eğitimin temelleri ailede atılır, toplumda pekiştirilir. Öğretimse, esas itibariyle okulun işidir.  Temiz bir fıtratla dünyaya gelen yavrularımızın bu fıtrî güzelliğini bozmamak, eğitimin aslî işlevi olmalıdır. Fıtratı korumak için eğitim, hakikati bildirmek için öğretim gereklidir. Eğitim öncelikli, öğretim onu takip eden iki süreç olup ikisi birbirini tamamlar. Çocuk eğitiminin fıtrata uygun temelleri ailede atılır. Bilindiği gibi temel atmak çok önemlidir.   Ailedeki eğitim okuldaki gibi planlı programlı değildir. Ailenin doğal hayatı eğitimin doğrudan kendisidir. Çocuk için anne ve babaların her davranışı, her sözü, aile içi sohbetler, misafirlikler, geziler, oyunlar hepsi eğitimin parçalarıdır. Ailede çocuklar, doğal olarak bir öğrenici, aile bireyleri ise eğitici konumundadırlar.

Özelde çocuk eğitiminde, genelde tüm eğitimlerde, aslî anlayış şu dört temel üzerine kurulmalıdır: Sevgi, ilgi, bilgi ve bilinç. Sevgi ve ilgi gören bir çocuk, bilgi ve bilinci kendisi edinir. Esas olan iletişim kanallarının açık tutulmasıdır. Çocuk; kendini değerli, güvenli ve yeterli hissetmelidir. Ancak o takdirde, eğitime açık kalabilir.

Çocuk için eğitimin başlangıcı, anne-babanın varlığıdır. Onlardan alacağı sevgi ve şefkatle, hayatı tanımaya başlayan çocuk için artık her şey bir eğitim sayılır. Çocuk eğitiminde kesinlikle ihmal edilmemesi gereken tek bir şey varsa, o da “sevgi”dir. Aile içinde çocuğa yeterli sevgi ve ilgi ortamı sağlanmazsa, çocuk mutlaka bunu başka yerlerde arayacaktır. Okullarımızda problem olan çocuklarımızı incelediğimizde her birinin “sevgiden uzak” bir atmosferde yetiştiğini görürüz. Bunun için aile içinde eşlerin birbirine olan sevgisi mutlaka devam etmelidir. Sevgiyi aile ortamında göremeyen çocuk çevresine sevgi yansıtamaz. Sevgi ile başlayan bu eğitim süreci, zaman içinde kalbin ve aklın terbiyesi ile ilerleyen zamanlarda çocuktaki zihniyeti oluşturur. Zihniyet ise, şahsiyeti belirler.

Çocuğun esasen dört eğitim ve öğretim kanalı vardır. Bunlar; oyun, eğlence, spor ve sanattır. Bu kanallar en başında çocuğun doğal ihtiyaçlarıdır. Çocuk, yukarıdaki kanallar sayesinde hem ihtiyaçlarını karşılar hem de eğitim ve gelişimine devam eder. Çocuğun ilk başlardaki hayatı aslında bir oyun ve eğlenceden ibarettir. O hem eğlenir hem de öğrenir. Her ikisi de toprak, su, hava gibi temel gıdalardandır. Anne ve babalar, çocuklarıyla oyunlar oynayıp eğlenebilirlerse, hem aslî görevlerini yerine getirmiş hem de çocukları ve kendileri için çok yararlı bir iş yapmış olurlar.

Çocuk bakımı ile çocuk eğitimi çoğu zaman birbirine karıştırılmaktadır. Ailede çocuk eğitimi anne ve babanın ortak yürütmesi gereken bir iştir. Böylelikle hem çocuğun yükü paylaşılmış hem de çocuk, anne ve babadan ayrı ayrı güç ve destek almış olur. Bu hususta özellikle babalar kendilerini kenara çekerek bütün yük ve sorumluluğu anneye havale etmektedir. Babalar geçim endişesini bahane ederek bu işin dışında kalmamalıdırlar. Nitekim, anne, annedir; baba da babadır. Hiçbiri diğerinin yerini tutamaz.

Aile ortamında duygu, düşünce, değer ve davranışlar açısından belirli bir kıvama ve yaşa gelen çocuklar, artık kreş veya anasınıfına hazır duruma gelirler. Kreş ve anasınıfları, aile eğitiminin devamı olarak düşünülmelidir. Kreş ve okulöncesi eğitim kurumlarının tüm uygulamaları da çocuğun fıtratına uygun yürütülmelidir. Burada diğer çocuklarla daha fazla birlikte olan çocuklar, ortak duygu, düşünce, değer ve davranışlara daha yatkın hâle gelirler. Birlikte oynayıp eğlenmeyi, birlikte zaman geçirmeyi öğrenen çocuklar, gelecek hayatlarında daha başarılı olmaya adaydırlar. Çocukluk dönemini anne babasıyla birlikte kalabalık ailelerde, yaşıtlarıyla eğlence ve oyunla dolu bir ortamda geçiren yetişkinler, hayata uyum ve başarı noktasında daha şanslıdırlar. Bireylerin geçmiş yaşantıları ne kadar zengin olursa, gelecek hayatları da o oranda dolu dolu ve huzur içinde geçmektedir. Çocukluğun rengin ve zengin geçmişi, geleceğin hazinesi ve güvencesidir. 

Ailenin temel görevi çocuğu her bakımdan hayata hazırlamaktır. Bir yandan çocuğun biyolojik ve psikolojik ihtiyaçları karşılanırken öte yandan da hayatın her türlü güzellikleri ve zorlukları çocuğa hissettirilmelidir. Bazı ailelerde çocuklarının her istediği yerine getirilmekte, el bebek gül bebek anlayışıyla çocuklar adeta cam bir fanus içinde büyütülmektedir. Oysa, çocuğun hayata karşı direnci de bu aşamalarda oluşturulmalıdır. Çocuk; sevgi ve ilgi yanında, hayatın gerçekleriyle de yüzleşmelidir.

Çocukları ilerleyen yaşlarında ailenin veya kendisinin yaşadığı sorunların dışında tutmak da çok olumlu sonuçlar vermeyebilir. Sorunların çözümünde uygun ortamı oluşturarak çocuğu da katmak, onu dinlemek, görüşlerine değer vermek, çocuk açısından muhteşem bir güven ortamı oluşturur. Böylelikle, çocuğumuz en sıkıntılı konuları dahi paylaşabileceği, güvenebileceği bir aile ortamına sahip olduğunu anlar. Bu duygunun oluşumu, çocuk için güvence olduğu kadar ebeveynler için de çocuklarını dış dünyadaki sahte dostlardan koruyan bir sigorta olur.

Bu yazı 583 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum