Küresel Koronavirüs Salgını Üzerine Düşünceler!..
Prof. Dr. Ertuğrul Yaman

Prof. Dr. Ertuğrul Yaman

Prof. Dr. Ertuğrul Yaman

Küresel Koronavirüs Salgını Üzerine Düşünceler!..

19 Nisan 2020 - 13:00
Reklam

Her şey ne kadar da güzel gidiyordu değil mi?! İşler güçler, seyahatler, ziyaretler, eğlenceler, eğitimler, toplantılar vb. Derken gözle görül(e)meyen bir virüs, her şeyi alt üst etti!! İnsanlık, bir anda küresel ölçekte bir krizle karşı karşıya kaldı. Eh, hayatımız da bir anda alt üst oldu.  İnsanlık âlemi olarak toptan çaresizlik içinde kıvranmaya başladık. Gözle görülmeyen bir virüs, koskoca Dünya’ya diz çöktürdü. Virüsten çok onun kelebek etkisi, birçok insanı ölüm korkusuyla yüz yüze getirdi. Dünyaya bu denli bağlılık virüsten daha tehlikeli! Bir yandan da erzak depolayanlar, sağlık malzemesi fırsatçılığı!.. Belli ki Yüce Yaradan’ın apaçık mesajı hâlen anlaşılamamış!!!

İlahî Bir Uyarı!

Yaşananları doğru anlamaz/anlamlandırmaz ve yaşananlardan ders çıkarmazsak, daha büyük felaketlerle yüz yüze kalabiliriz. Öncelikle, verilen nimetlerin kıymetlerini biliyor muyuz?   Hayat; biz insanoğluna bahşedilmiş bir nimet, doğru kullanıldığında, muhteşem bir ödüldür. Cenab-ı Hakk, yeryüzünü en başta biz insanlar olmak üzere, bütün canlılar için bir ihsan olarak yaratmış, sayısız nimet ve güzelliklerle donatmıştır. Bu yönüyle ne kadar şükretsek azdır. Hava, su, toprak, güneş ve daha nice nice karşılıksız nimet, tüm insanlığın emrine ve kullanımına amade kılınmışken ne kadar da az şükrediyoruz değil mi?

Hayatı Anlamlandırmak

Akıl, idrak ve iradesini doğru kullananlar için Dünya, hiç de kötü bir mekân değildir aslında! Dünya’yı kötü kılan, biz insanlarız. Beslediğimiz kötü duygularla, yaptığımız sorumsuz işlerle birbirimize dünyayı dar ediyoruz. Eğer; hayatın kendisi, varlığı ve mantığı doğru anlaşılıp doğru yaşansa, daha Dünya’dayken cennetvari bir hayat sürmek ve inşallah ebedî cenneti hak etmek mümkündür. Peki ama Dünya hayatını nasıl anlamlandırabiliriz?

Her şeyden önce, Dünya’nın geçici bir han, bizim de yolcu olduğumuz gerçeğini anlamak gerekiyor. Bu geçici hanın en değerli misafiri ve en değerli varlıkları insanlardır. Bu Dünya bir penceredir, her gelen bakıp geçer. Hayatı doğru anlamlandırabilmek için, Dünya’nın bizler için fanî olduğu gerçeğini asla unutmamak gerek. Aksi takdirde, geçici Dünya’yı bâkî âleme tercih etmek gibi bir hataya düşülebilir. En doğru olanı, her iki dünyayı göz önünde bulundurarak hareket etmek ve hayatımızı öyle sürdürmektir. Bu Dünya’nın geçici olduğunu, kendisinin de bir misafir olduğunu idrak eden kişi; olumlu ve ılımlı bir hayat sürer, kimseye kötülük etmez. Ebedî âlem için her daim hazırlıklı olur. Zamanın ve zeminin değişken olduğunu aklından çıkarmaz. Böylece, kendisine güzel ve dengeli bir hayat kurar.

Azgınlaşan İnsanlık

Yaratılmışların en seçkini olan insan dış ve iç özellikleriyle çift yönlüdür. Bizler; insanı tanımlarken daha çok dış özelliklerini öne çıkarırız. Bu sebepledir ki günümüz insanın huzursuz ve uyumsuz yaşamasının sebeplerinin başında, kendi içine bakamayışı yatmaktadır. Çağımız insanı dış görünüşü o kadar önemsiyor ki cevherin özü olan içine dönüp bakmak, iç derinliği arttırmak aklına bile gelmiyor. Ne acıdır ki söz yerindeyse, kabuğa bu denli önem atfederken iç cevher göz ardı ediliyor. Modern emperyalistler, sürekli olarak dış kalıbımızı (bedeni) cilalarken içteki hazine gömülü kalıyor ve bir anlamda çürümeye terk ediliyor. Oysa; kalıbımız ne kadar gerçek, önemli ve değerli ise, kalbimiz ve beynimiz de en az onun kadar gerçek, önemli ve değerlidir. Yani; kalıp-kalp dengesinin sağlanması gerekir. Esas olan bu iki yönün dengeli ve uyumlu olarak geliştirilmesidir. Bu gelişim, sağlanırsa, insanın bireysel huzuru belli bir kıvamı bulur ve hem kendisi huzur içinde yaşar hem de etrafa huzur saçar.

Bilmem farkında mısınız, insanlık kelimenin tam anlamıyla bir azgınlık girdabına kapılmıştı. Vahşetler, katliamlar, zulümler boğazımıza kadar gelmişken mazlumların ahı, denizlerde boğulan yavruların feryadı semayı kapladı ve İlahî tokat indi yüzümüze! Ve hâlen Dünya’nın geçiciliğini unutan insanoğlu, çoğu kez ihtiyacından fazlasını kazanma hırsıyla, makamperest tavırlarıyla, muhteris bir edayla sağlığını ve hayatını riske atmaktadır. Kazanma hırsı, yükselme dürtüsü doğal olarak insanı rahatsız ve huzursuz bir ruh hâline sevk etmektedir. Bunun neticesi ise, stres ve öfke olarak dışa vurulmaktadır. Stresli ve öfkeli insan, ateş topu gibidir; hem kendini hem de etrafındakileri yakar. Bireysel plandaki bu ateş topları, sayıca çoğaldığında toplumsal huzursuzluğa da dönüşebilir. Toplumsal huzursuzluklar, artık küresel bir salgına dönüşmüştür ne yazık ki! Bu gözüdönmüşlük, tüm insanlığın sağlığını tehdit etmektedir.

Yaratılışın Sırrından Uzaklaşmak

Evrenin en değerli varlığı olan insanın âdeta unutulduğu bir haz ve hız çağında, bireysel huzursuzluk almış başını gidiyor. Çevrenize şöyle bir baktığınızda, bu gerçeği hemen kavrayabilirsiniz. Bırakınız gülen insanları, gülümseyeni görebilirseniz, ne mutlu size! Oysa, ekonomistler, her yıl yüzde şu kadar, bu kadar büyüdük ve geliştik diyorlar! Büyüyen ve gelişen acaba sadece binalar, yollar, köprüler midir? Koca koca şehirler midir? Ya gönlümüz? Ya ruhumuz? Onların büyüme, rahata kavuşma, huzur bulma hakları yok mudur? Yükselen binalar yanında, her geçen gün daha bir küçülen, daralan insan ruhu bu baskıya daha ne kadar dayanabilir ki!? Oysa, insan maddî ve manevî yönleriyle beslenmek, sağlık ve huzur içinde yaşama arzusundadır. Ne var ki insan fıtratı zorlanmış ve bozulmuştur! Dünya ölçeğinde insanın değersizleşme süreci, madde ve eşyayı kutsama, paraya ve güce tapınma sonucunu doğurmuştur. Kapitalist sistemin her geçen gün maddeyi ve gücü kutsadığı bir dünyada insanlık, zeval devrine girdi. Sonuç ortada!

Tefrika ve Kutuplaşma

Günümüz insanını huzursuz eden ve yalnızlaştıran etkenlerden birisi de tefrika ve kutuplaştırma eylemleridir. İnsanlar ve kitleler arasındaki doğal farklılıklar, çatışma ve hatta düşmanlık sebebi olarak ortaya sürülmektedir. Ortak noktalar yerine, ayrışan/çatışan düşüncelerin öne çıkartılması, insanlar ve kitleler arasında kavgaya yol açmaktadır. Bireylerin kökeni, inancı ve geçmişleri kişiye özgüdür ve sorgulanmaması gerekir. Oysa, şu Dünya’ya misafir olarak gelen her insan, biriciktir ve çok değerlidir. Allah, insanları yaratırken özel ve güzel yaratmıştır. Bu özel ve güzel insanlar, geçici hayatlarını arzu edilir bir şekilde sürdürmek ve neticede ebedî hayatı hak etmek istiyorlarsa, bunun yolu, ortak duygu, değer ve davranışlar etrafında işbirliği oluşturmaktır.

İsraf Ekonomisi

Dünyamız, tüm insanlığın harika bir ortak evidir. Dünya’nın her bir köşesi bin bir türlü yer altı ve yer üstü zengin kaynaklarla donatılmıştır. Ne var ki bu zengin kaynak; yeterince verimli kullanılamadığı gibi, birçok açıdan israf da söz konusudur. Dünya’daki bu yüksek enerjiyi olumlu ve faydalı yerlerde kullanmak dururken enerjimiz daha çok didişme, tartışma ve hatta çatışmalarla heba edilmektedir. Üretime dönüşmeyen enerjimiz hem boşa harcanmakta hem de kendi insanımızı zayıflatmaktadır. Öte yandan, tüm Dünya’daki yer altı ve özellikle yer üstü kaynaklarımız akıllıca kullanılmamaktadır. Lüks tutkusu, silahlanma, sapkın davranışlar… Ne yazık ki küresel planda birçok çatışma ve çekişme hâlen sürmektedir. Güçlüler, zayıflara zulmetmekte; baskın devletler, zayıfları sömürmektedir… Her şey ticarete bağlanmış, varsa yoksa paranın ve servetin peşine düşülmüştür!

Doğanın Tahribatı

Tüm Dünya, neredeyse el ele verip kendi ortak evlerini tahrip etmek, kirletmek ve yok etmek için iş birliği yapmaktalar. Atmosfer kirlenmekte, denizler atıklarla dolmakta, küresel ısınma artmakta, ormanlar yok edilmektedir. Dikilen gökdelenler, tahrip edilen doğal alanlar, tüm canlıları tehdit etmektedir. İnsanlık, âdeta kendi eliyle kendi kıyametini hazırlamaktadır. Doğa, sonunda isyan etmekte ve tıpkı korona virüsü gibi felaketlerle rahatsızlığını yüzümüze çarpmaktadır.

Virüsün Hatırlattıkları

Yaşanan her musibette binlerce ders gizlidir. Yaşadığımız bu virüs salgını bizlere kaybettiğimiz birçok değeri de hatırlattı:

  √Allah (C.C.) tek Hâkimdir!
  √İnsanoğlu, bir hayli acizdir!
  √İnsanlık, haddini aşmıştır!
  √Dünya, ortak evimiz ve kaderimizdir!
  √Temizlik ve hijyen her daim şarttır!
  √ Helale ve harama dikkat etmek zarurettir!
  √Servet ve para her şey değildir!
  √ Bazı alışkanlıkları değiştirmek gerekiyor!
  √Aile, sığınılacak en sağlam limandır…

Değerlendirme ve Sonuç

Evrende mutlak güç sahibi ve tek olan yalnızca ALLAH’tır. Tek yaratıcı ve sahip O’dur. Yaratılan her şeyin bir eşi ve benzeri vardır. Tüm insanlık olarak Kadir-i Mutlak’a ve O’nun koyduğu nizama tâbî olmak, tek kurtuluş yoludur! Aklı olan insan için iki yol vardır: Birincisi Rahmanî yol olup birliği ve dayanışmayı temsil eder. İkincisi ise, şeytanî olup ayrışmayı ve fitneyi temsil eder. Yaratılışın hikmetine bakılırsa, insanın Yaratıcıya dönmesi ve kendine gelmesi tek çıkar yoldur!
Küresel ölçekte de bir ortak uzlaşma zemini aranmalıdır. Böylesi bir uzlaşma; tüm insanlığın hayrına olacaktır. Yerkürede yaşayan herkesçe kabul edilecek ve uygulanacak ortak bir insanlık anayasasına ihtiyaç vardır. Bu anayasa; en temel insan hakları olan inanç, köken, kültür, mülkiyet, tercihler vb. hakları güvence altına almalıdır. Bütün insanlık; Yerküre’nin neresinde olursa olsun, huzur, sükûn, bolluk ve refah içinde yaşamak istiyorsa, adil bölüşüm sistemine tâbi olmalı ve ortak yaşama kurallarına uymalıdır!.. Acilen, tüm insanlığın uyacağı ortak bir anayasa, ortak bir dil ve ortak bir üslûba ihtiyacımız vardır! Ortak evimiz olan Yerküre’de bir arada sağlık, huzur ve esenlik içinde yaşamak için; İlahî sisteme ram olmuş, insancıl ve adil bir düzen kurmak zorundayız. Çatışma ve didişmelerden kurtulup ortak kaderimize inanarak uzlaşma yollarına düşmemiz şarttır. Çünkü, artık felaket, salgın ve musibetler, sınır tanımıyor!!!

Sonuç olarak umutsuzluğa gerek yoktur. Sükûnet, sabır, tedbir ve Yaradan’a teslimiyet, bizleri selamete çıkartacaktır. Biz; biliyor ve inanıyoruz ki Allah (C.C.), yarattığını unutmaz. Her derdin bir devası vardır. Dert de devası da yalnız Eş-Şâfî olan Mevla’dandır. Elbette, bu sıkıntılı süreçte bize düşen görevler de vardır: Bizler; insanoğlu olarak bazı yanlış alışkanlıklarımızı değiştirmek zorundayız. Öncelikle zihnimizi ve gönlümüzü tertemiz, pir ü pak etmeliyiz. İkincisi insanca yaşamak için, helal, haram ve kul hakkına son derece riayet etmeliyiz. Tüm insanlık; bunca helal dururken yarasa, maymun, domuz, börtü böcek yeme alışkanlığını terk etmelidir! Temizlik ve hijyen kurallarına uymak, her daim en önemli alışkanlığımız olmalıdır. Kalbimizi de çevremizi de tertemiz tutmalıyız.   

Bu vesileyle; sarılma, öpme, tokalaşma gibi alışkanlıklarımıza sınır koymak zorundayız. Sosyal mesafeyi koruyalım. Hiç endişe etmeyiniz, birbirimizden uzaklaşmayız.

Zira; göz beğenir, gönül sever, dil de söyler! Rabbimizin izni ve nusretiyle şafak yakındır, gün doğmak üzeredir, sabret insanoğlu!!!

Bu yazı 2496 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum