İŞ YAŞAMINDA VİZYONERLİK-1
Prof. Dr. Ünsal Sığrı

Prof. Dr. Ünsal Sığrı

Bay Yönetim

İŞ YAŞAMINDA VİZYONERLİK-1

07 Mart 2019 - 13:14

Vizyon, bireysel ve kurumsal olarak gelecekte başarılması istenen şeyi ve olunması istenen yeri hayal etmektir. Önce hayali görmeden hiçbir şey olmaz bu hayatta… Einstein devrim yaratan buluşunun arkasında önemli birikimin olmasının yanında, ilk kıvılcımın önemini “hayal gücü bilgiden daha önemlidir” diyerek belirtmişti. Vizyon bireyleri bugünden ileriye doğru taşır. Bill Gates “Firmamızın sahip olduğu bir tek varlık bulunmaktadır, insanın düş gücü...” diyerek hayallerin önemini vurgularken, Mark Twain de “Hayallerinizi kovmayınız. Çünkü onlar gittiler mi belki siz kalırsınız, ama artık yaşamıyorsunuz” demektedir.

Walter Elias Disney, 1901 yılında Şikago’da kendi halinde çiftçilik yapan bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi.

Onu diğer çocuklardan farklı kılan şey, hayal dünyasının oldukça geniş olmasıydı. Çevresindeki hayvanları inceliyor, onların insanlara benzeyen özelliklerini düşünüyor ve öyle ki, hayalinde bir devekuşuna bale yaptıracak düşünceleri dahi kafasında canlandırıyordu.

Disney, hayvanat bahçesinde uzun süre araştırmalar yaptı. Hatta hayvanların konuşmalarını anlayacak kadar onlarla birlikte olduğu söylenir.

Çizimlerini gösterdiği Kansas City Star’ın yayın müdürü, yeteneğinin olmadığını söyleyerek umutlarını yıktı.

Artık çok az bir paraya kilise için resimler çiziyor ve stüdyo olarak da babasının garajını kullanıyordu.

Bir gün yine garajda resimler çizdiği esnada ortaya çıkan bir farenin hareketlerini izlemeye başladı. O güne kadarki gözlemlerini ve hayal dünyasının zenginliğini de kullanarak bu fareyle ilgili çizimler yapmaya başladı. İşte dünyaca ünlü çizgi film kahramanı Mickey Mouse’un doğuşu böyle oldu. Ardından neşeli tavşan Oswald, derken tüm Disney karakterleri...

“Eğer hayal edebildiğin bir şeyse, yapabilirsin” diyen Walt Disney, hayal gücü, gözlem ve yeteneğin birleştirilmesiyle ortaya ne muazzam şeyler çıkabileceğini bize göstermiş oluyor aslında.

Bazen de hayaller aşağıdaki öyküdeki gibi gerçeğe dönüştüğünde insanlar umutsuzluğa kapılırlar, sanki damarlarından kanları çekilmiş gibi kendilerini güçsüz hissederler. Oysa anında yeni hayaller kurabilmelidir insan… Mike Brown “İnsan ruhu felç olmaz. Soluk alabiliyorsanız, düş de kurabilirsiniz” demektedir bu konuda…

Adamın biri, her mehtaplı gecede alır başını deniz kıyısına gidermiş.
Dönüşünde sorarlarmış:
-Ne gördün?
-“Dünya güzeli denizkızları gördüm, altın saçlarını gümüş taraklarla tarıyorlardı”, dermiş hep.
Bir gece yine tek başına deniz kıyısına vardığında, gerçekten dünya güzeli denizkızları görmüş, altın saçlarını gümüş taraklarla tarıyorlarmış.
Döndüğünde yine sormuşlar:
-Ne gördün?
-Hiç demiş, hiç bir şey...

Rönesans dönemi sanatçılarından İtalyan Michelangelo‘nun yaptığı heykelleri hayranlıkla izleyenler, ona bu kadar canlı heykelleri nasıl yapabildiğini sormuşlar. Resimleri, şiirleri, mimari yapıtları ve heykelleriyle Avrupa sanatını yönlendiren ender sanatçılardan biri olan Michelangelo, bu soruyu şöyle açıklamış: ”Önümde duran kocaman mermer kütleye baktığımda taşı değil, taşın içindeki heykeli görürüm. Bütün yaptığım iş, heykeli hapsetmiş olan taş parçalarını keskimle yontmaktan ibarettir”.                   

Montaigne’ın deyimiyle “İnsanlığın büyük ve muhteşem eseri, bir amaçla yaşamayı bilmektir”. Amacını kesin bir şekilde belirlemiş olan kimse, en zorlu yollarda dahi ilerleyebilir. Amacını belirlememiş bir kimse ise, en düz yollarda bile ilerleyemez. Emerson da, “Nereye gittiğini bilen adama bütün dünya yol verir” diyerek işlerin daha kolaylaşabileceğini vurgulamaktadır. Marcus Aurelius “Kişinin hayatı düşünün rengine boyanmıştır” diyerek Albert Einstein’ın “Hayal kurmak bilgiden daha önemlidir. Çünkü bilgi sınırlıdır, ancak hayal kurma tüm dünyayı kapsar” deyişini adeta pekiştirmektedir.

Bir Çin Atasözünde belirtildiği gibi “Dağlara çıkmayan uzakları göremez”. İnsan ne kadar çalışırsa çalışsın, yine de işin sonuna gelmiş sayılmaz. Görebildiğiniz en uzak yere gidin, oraya ulaştığınızda daha uzak yerler olduğunu göreceksiniz. Konfüçyüs’ün dediği gibi “Eğer ağaca çıkmak istiyorsanız, yıldızlara çıkmaya niyet edin, başarırsınız”.

Yaşamla ilgili bir öğüt vermesini istediğinde, seksen yedi yaşındaki kör bir adam, A. Ortiz’e şu cevabı verir:

“Delikanlı! Koşarken dağın tepesine bak. Gözlerini dağdan ayırma, kilometrelerin ayaklarının altında eriyip gittiğini hissedeceksin. Çalılıkların, ağaçların, hatta ırmağın üzerinden atlayıp geçtiğini hissedeceksin.

Ne zaman hayatın zorlukları ile yüz yüze gelirsen, daima dağın tepesine bakmayı hatırla. Böylece hiçbir mesele ne kadar büyük görünürse görünsün, senin cesaretini kıramaz.”

Mark Twain “Düşlerinizi küçümseyen insanlardan uzak durun. Küçük insanlar bunu hep yaparlar, oysa büyük insanlar, büyük düşlerinizi gerçekleştirebileceğinize inanmanızı sağlarlar” demektedir. H. Jackson Brown “Gerçekten yapmak istediklerinden asla vazgeçme. Büyük düşleri olanlar, gerçekleri bilenlerden daha güçlüdür” diyerek hayallerden asla vazgeçilmemesini söylemektedir. Gerçekten de gerçekleşmesi için uzun bir zaman gerekiyor diye bir hayalinizden asla vazgeçmeyin. Zaman akıp gider nasıl olsa, siz de aslında “kartal” olduğunuz halde “tavuk” olarak kalmaya devam edersiniz aşağıdaki öyküdeki gibi…

Bir zamanlar, büyük bir dağda kartallar yuva yaparlarmış. Bir kartal da dört tane yumurtası ile bu dağda yaşıyormuş. Bir gün bir deprem olmuş. Ve yumurtalardan bir tanesi dağdan yuvarlanarak, vadide yer alan bir çiftliğe kadar düşmüş. Bu çiftlik bir tavuk çiftliğiymiş. Çiftlikteki tavuklar, bu değişik ve normalden büyük yumurtayı sahiplenmeye karar vermişler. Yaşlı bir tavuk bu yumurtayı ve içinden çıkacak yavruyu koruması altına almış. Bir gün, küçük kartal doğmuş. Çevresinde tavukları görmüş ve kendini bir tavuk zannetmiş. Bütün tavuklar da ona bir tavuk gibi davranmışlar. Ailesini de çok seviyormuş. İçinden, bazen, ben kimim? sorusu geçiyormuş. Ama o bir tavukmuş. Bunu böyle bilmeliymiş. Bir gün çiftlikte oyun oynarlarken, yukarı baktığında bir grup kartalın özgürce uçtuklarını görmüş. "Aman Tanrım, ne kadar güzel uçuyorlar. Ben de onlar gibi uçmayı çok isterdim" demiş. Tavuklar, bu düşünceye hep birlikte gülmüşler. "Sen bir tavuksun ve tavuklar uçamazlar" demişler. Küçük kartal, artık daha sık gökyüzüne bakıyor ve uçan kartallar gibi uçmak, özgür olmak istiyormuş. Ne zaman bu düşüncesinden arkadaşlarına, ailesine bahsetse, hep şu cevabı alıyormuş. "Sen bir tavuksun. Bırak bu hayalleri."

 Zamanla, küçük kartal da bu düşünceyi kabul etmiş. Hayal kurmaktan vazgeçmiş ve hayatını bir tavuk olarak yaşamaya karar vermiş. Ve hayatının sonu geldiğinde de bir tavuk olarak ölmüş!

 

Bu yazı 877 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum