Koronavirüs Krizinin Yönetimlere Düşündürdükleri - 3
Prof. Dr. Ünsal Sığrı

Prof. Dr. Ünsal Sığrı

Bay Yönetim

Koronavirüs Krizinin Yönetimlere Düşündürdükleri - 3

04 Mayıs 2020 - 10:53
Reklam

İş Yaşamına Yansımalar 
 
Önceki yazılarımda, Yeni Gerçeklik ve Yeni Normal kavramları kapsamında Koronavirüs krizinin yönetimlere düşündürdüklerini ve krizlerin -eğer iyi ele alınırsa- nasıl avantajlar getirebileceğinden bahsettim. Yönetimlerce krizlerin etkili yönetilmesinin yollarını; “senaryo planlaması yapmak, stratejik dönüm noktasını yakalamak, proaktif olmak ve yaratıcı-yenilikçi düşünmek” kavramlarına vurgu yaparak açıklamaya çalıştım bir önceki yazımda. Bu yazımda ise, şirketleri-kurumları ve iş yapma usullerini yani “Koronavirüs Krizinin İş Yaşamına Yansımalarını” kurumlar ve işletmeler bağlamında ele almak istiyorum.
 
Krizlerde sıklıkla kısa vadeye bakılıyor, malum ve doğal olarak çarkların dönmesi ve günü kurtarmak da önemli, çünkü küçük sorunları çözmek gerekli ki büyümesin ve başımıza daha büyük dert olmasın. Böylelikle kriz durumlarında, en fazla ufukta kısa vadedeki önümüzdeki kademeli fırsatlara bakılıyor. Oysa ufkun ötesine bakabilmek hem uzun ve hem de kısa farları çalıştırabilmek krizler fırsata çevirmede işe yarayabilir.
 
Covid-19 salgını süresince birçok şirket, uzaktan çalışmaya dair değişik yöntemleri deneyimleme fırsatı buldu. Salgın sonrasında özellikle hizmetler sektöründe uzaktan çalışmanın daha yaygın olarak kullanılmaya başlandığını göreceğiz. Bu deneyim, özellikle büyük şirketlerin bazı departmanlarındaki işleri dışarıdan daha fazla hizmet satın alarak ancak belki de içeride daha az kişiyi çalıştırarak gerçekleştirmelerinin önünü açabilir. Bu durum, “proje bazlı parça başı iş” üretmenin ve bu proje bazlı işleri yapacak “serbest çalışanları” bugün olduğundan daha ön plana çıkarabilir.
 
Virüs kaynaklı ortaya çıkan arz şoku bazı kritik sektörleri hazırlıksız yakaladı. Japonların iş dünyasına kazandırdıkları, sıfır stokla çalışma yönteminin (just-in-time) bazı sektörlerde iyice gözden düşmesi de söz konusu olabilir. Dolayısıyla herhangi bir krizde kendisine gerekli girdileri temin etmekte güçlük çeken işletmeler, artabilecek maliyete rağmen -eğer durumu buna müsaade ediyorsa-daha fazla stok ile çalışmayı tercih edebilir. 

İş yerlerimizin büyük bir bölümü küçük ölçeklidir. Küçük ölçekli bir iş yapısının, toplam kaynak kullanma veriminin büyük ölçeklere göre dünyanın genelinde düşük düzeyde olduğu görülmektedir. Ülkemizde küçük ve orta ölçek işyerlerinin "rekabet edebilir ölçek sorunları, vardır. Küçük ölçekli işletmelerde kaynak kullanımında verimin düşük olması; küçük ölçekli yapıları yönetenlerin kriz sonrasında kendini geliştirmeye daha fazla yatırım yapmaları, darboğazlarını gidermeleri, eğitime ve danışmanlıklara yönelebilmeleri, birbirlerine güven duyarak işbirlikleri yapmaları, öngörme ve önlem alma disipline önem vermeleri, geri bildirimlerle gözetim ve denetim yapılması özgüvenine sahip olmaya yönelmeleri gibi bazı etkiler yaratabilir.

Üretim ve Hizmetler konusunda, bu salgın, imalat sanayi üretiminde Doğu Asya'ya aşırı bağımlılığın küresel tedarik zincirlerindeki akışları aksatarak bir risk teşkil ettiğini bizlere gösterdi. Aksaklık ister istemez girdi akışlarını etkilemiştir. Çok uluslu şirketler bundan sonrası için yatırım stratejilerini gözden geçireceklerdir. Çok uluslu şirketler, üretim tesislerinin bir kısmını Çin'den diğer bölgelere doğru kaydırabilirler. İmalat sanayiinde üretim yelpazesi geniş, beşerî sermaye seviyesi yüksek ve lojistik avantajlara sahip diğer gelişmekte olan ülkeler, uzun vadede daha fazla doğrudan yabancı sermaye çekerek küresel tedarik zincirlerine daha sıkı bir şekilde eklemlenebilirler.
 
Ancak, gelişmiş Batılı ülkelerde yükselen yeni korumacılık ve küreselleşme karşıtlığının bir yansıması olarak, Amerikan ve Avrupa menşeli bazı çok uluslu şirketler fabrikalarını kendi ülkelerine kaydırmayı tercih edebilirler. Maliyetler açısından gelişmiş ülkelere doğru böylesi büyük çaplı üretim transferini mümkün ve sürdürülebilir kılmak için fabrikalardaki mavi yakalı çalışanların ağırlığının azaltılması gerekebilecektir. Bu durumda fabrikalarda akıllı otomasyon sistemleri ile birlikte robotların kullanımının yaygınlaşmasının, Endüstri 4.0 kapsamındaki daha önceki tahminlerden çok daha hızlı oranlarda gerçekleşmesi sürpriz olmayacaktır.
 
Şirketlerin önemli bir kısmı ve kamu kurumlarının belli bir kısmı evden çalışma düzenine geçti. Teknolojinin bize verdiği nimetlerden faydalanarak işlerimizi yapmaya devam ettik. Bu süreç bize teknolojik altyapının önemini gösterdi. Ayrıca uzaktan ofis dışı çalışmanın yöntemlerini deneyimlemek için bir fırsat sunmuş oldu. Şirketlerde yaygınlıkla kullanılmaya başlanan uzaktan çalışma; kurumun çalışanına güvenini, işi evden yönetme kapsamında çalışanın kendi kendine iş görebilme yeteneğini yani öz liderliği ön plana çıkaracaktır. Artık, toplantılar ve kurumsal eğitimler uzaktan yapılabilecek, belki de her gün trafikte iki saat geçirmeye gerek kalmayacaktır. Eskiden haftanın tamamını ofiste ve bu sürenin belki de önemli bölümünü verimsiz geçirmek zorunda olan çalışanlar uzaktan daha verimli bir çalışma düzenine geçebilecektir.
 
İş ortamında ekip olabilmek veya bir toplantı yapabilmek için aynı fiziksel mekânda olmamız gerekmeden Skype, Zoom, Teams, Youtube vb. gibi uygulamaları kullanarak toplantı yapabileceğimizi gördük. Video konferans konusu kriz öncesinde de çok yabancı olduğumuz bir uygulama olmamakla birlikte,  genellikle ofislerimizden, toplantı odalarından yapmaya alışığız. Bu deneyimi doğru okur ve değerlendirirsek farklı ofislerde ve/veya fabrikalar ile ofisler arasında yapacağımız toplantıları bu kriz atlatıldıktan sonra bu şekilde yapmaya devam edebiliriz. Bu kapsamda, “uzaktan çalışmayı” belli ölçüde halletmiş olan kurumlar artık bir sonraki safha olan “uzaktan yönetim” kavramına daha fazla önem vereceklerdir.
 
İş ortamları açısından da büyük plazalar belki yerlerini paylaşım esaslı sanal ofislere bırakabilir.  Bu gelişmelerden kim daha çok yarar sağlayacak? Her gün işle ev arasında saatler harcayan işçiler mi yoksa omuzlarındaki aşırı yükten kurtulan işverenlerimiz mi? Tabii ki bazı avantajlarla birlikte bu gelişmelerin de dezavantajları ve zorlukları da olabilecek. Ev-ofis sınırlarının ortadan kalkmasından en çok kim fayda sağlayacak? Eğer WiFi bozulmuşsa çalışamayacak mıyız? Akşam eş ve çocuklarımızla yemek yemeyi umarken, o saatte çalışmak zorunda mı kalacağız?
 
Bir sonraki yazımda, Koronavirüs krizinin; iş sektörlerine, endüstriye, kurumsal iletişime, pazarlamaya, marka yönetimine ve tüketici alışkanlıklarına olan etkilerinden bahsedeceğim.

Bu yazı 1851 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • Ferudun Yayman
    2 ay önce
    Hocam çok teşekkürler. Bakış açımızı genişleten Çok aydınlatıcı ve entelektüel bir yazı. Bir sonraki yazınızı heyecanla bekliyoruz. Musade ederseniz yazınızı grubumda paylaşmak istiyorum. Selam ve Saygılarımla, Ferudun Yayman