İstanbul Kanatlarımın Altında
Seyhan Özgün

Seyhan Özgün

İstanbul Kanatlarımın Altında

20 Mart 2019 - 09:17

Kuzey doğudan esen poyrazın beni itmesi, Haliç’in çekmesiyle kendimi sık sık Galata’da bulurum. Her gittiğimde, ilk kez gidiyormuş gibi heyecandan titreyen kalbimin tellerine mukaayet olmaya çalışırım. 

Acaba beni bu kadar kendine çeken tılsım neydi? Kendime bile anlatmazken bu itirafı O da benden gizlemeye yeminli miydi?

Takvimden kopan yaprakların tekrar eski yerine gelmeyeceğini bilmek insana acı verse de; huzurun varlığını unutmamak için Galata’nın her davetine icabet ederim.

Karaköy ile Beyoğlu arasında salt bir kuleden daha çoğunu anlatır bana Galata. İhtişamının gölgesinde bir yudum çay içmek, verandayı anımsatan cumbasının heybetinde, boğazın soğuk sularının serinliğini sıcacık teninde hissetmek, yazmak için verdiği o ilhamı Cemal Süreya endamıyla karşılamak.... Nasıl bir ölçü ile anlatırsın? Yaşamak lazım ille de yaşamak!

Farkında olmadan O’na olan tutkumun esiri olmuşum. Büyüleyici atmosferinde gözlerime inen bir perde gibi beni kendine dolayışı, kendini ezdirmez tepeden o bakışı, gecenin kızıllığında  içmeden beni sarhoş edişi yok mu? 

Arnavut kaldırımı taşlarına 15 pontluk incecik çivi topuklu ayakkabılarım ile dalarken, pamuk tarlasında koşuyormuş hissiyatı ile seksek oynamam benim ona nasıl kalpten bağlı olduğumu anlatmama yetiyor mu?

70 metrelik selvi  boyuna ulaşabilmek için nasıl kan ter içinde koşabileceğimi bir bilse acaba o da beni, benim onu sevdiğim gibi sever miydi?

Sever elbet. O’nun misafirperver tavrı yüzyıllar öncesine dayanıyor.

1500 yıl önce denizciler için fener kulesi olarak doğsan da ; esirlerin zindan evinde çürüyen yoksa benim naçiz bedenim miydi? 

Şehr-i İstanbul’a aşık kule, yangın habercisiyken ; kor gibi yangına teslim olması bir tevafuk muydu? 

Yeryüzü defalarca sarsarken seni, hesaplayamadığı tek şey o güçlü gövden miydi? 

Poyraz, lodos, karayel, keşişleme, seni yıkmak için dört bir koldan birleşseler de mamafi emellerine ulaşamadılar.

Kubben bedeninden ayrılsa da onlar yeminliydi bir olmaya.

Tanık sandalyesinde bir Kule.... 5 savaşın sanki madalyaları boynunda... Ne eziyetler, ne seyirler, ne intiharlar, ne aşklar...

Benim için İstanbul’un başladığı ve bittiği yerdir Galata. Kendini kuşatan çemberine sinen kokusunun adı ise masum aşktır...

O, binbirgece masallarından fırlamış kalantor bir kahraman...Şairlerin masasına meze olmuş ihtiyar bir delikanlı...İstanbul’un bütün sırlarını gizleyen bir karakutu...

İstanbul’u bana sevdiren ömürlüğüm..

İçinde kaç tane benden, kaç tane senden, kaç tane bizden saklı bir söylesen!

Bu yazı 1349 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 2 Yorum
  • Mehmet Tuncer
    1 ay önce
    Bir yerde okumuştum.. Yaratılan dünyada ne varsa bir dil i var diye..O dil i konuşmak, o dil i anlamak için kalp gözü ile bakmak gerekiyor..Kuşlar la, ağaçlar la konuşmak hatta onları konuşturmak şair ve yazarların işi..Hani bir i dese ki “ galata kulesi dile gelse?”.. yada “galata kulesi bizi duysa?”..Gölgesinde huzur bulunan bir ağaç gibi hissedip bir dost a yazılmış bir yazı..Galata kulesi güzellemesi..Ve o müthiş abide duymuştur sesinizi..Belki de siz ve sizin gibiler olduğu için 1500 yıldır hala ayakta..Sevgi&saygılarımla..
  • Seyhan
    1 ay önce
    Mehmet bey ne kadar hassasiyet ile yorumlamışsınız. Teşekkür ederim. Bu abide dünya yıkılana dek yerinde mutlu olmalı, biz ve bizden sonra gelecek nesillere kalkan olmalı...