Seyhan Özgün

Seyhan Özgün

İŞTE BEN

05 Ağustos 2019 - 10:20
Reklam

Tarih 4 Ağustos 1978 Cuma saat 07:00 suları... Ben doğmuşum. 

Canberra Üniversitesi araştırmasına göre dünyanın en mutlu yılı 1978 yılıymış.

O yıllarda Türkiye nüfusu 42 milyon. 

Zonguldak ile biten il sayısı 67.  Türkiyenin ilk avm’si İstanbul Galleria’nın açılmasına daha 10 yıl var. 

1980 darbesine tanıklık ettiğimde iki yaşındaymışım. Sağcılık ve solculuk ayrışımından, kardeşin kardeşi vurduğu bir dönemde seyirci rolünde ben. 

4 yaşındayken okuma yazmayı sökmüşüm. 5 yaşındayken okula gitmek istiyorum diye direttiğim günler daha dün gibi aklımda. Bu acelem neydi hala anlayamadım. 

Jübilesini bizim sınıfta yapacak öğretmenim, minik, tıfıl halimi görünce gözlerine inanamadı. 

-Dayanamaz, sıkılır. Sınıf atlatsak kendinden çok büyükler ile aynı sınıfta olacak demiş anneme.

-“İnsan okumaktan, okuldan niye sıkılsın öğretmenim diyesim var” ama boyumu aşan cümle kurmamaya söz vermiştim.

Emektar öğretmenimden “1 ay deneyelim” sözü dökülünce o bir ayı yıllara bağlayacağıma yemin etmiştim. 

6 yaşıma ramak kala kuvvetli bir ateş tepeden tırnağa hakimiyetini sardı bedenime. Artık otokontrol bende değildi. Günlerce hastanede buzların içinde yattığımı hatırlarım. Sonra sayıklamalarımın ardı arkası kesilmemiş. 

Doktorlar artık yapacak bir şey kalmadı, son günleri diyerek paketlemişler beni, son isteği ne ise yapın demiş anneme. Offf nasıl acımasız cümleler böyle. Son isteğim yaşamak doktor amca (:

İlaçların iyileştirmediği bir durumda anne sevgisi panzehir gibiydi. Nasıl oldu da iyileştim sorusunu sormayalı 35 yıl olmuştu.

Azrail yoklamıştı bir kere. Hızlı yaşamalıydım hayatı.  Keşkelerim ve iyikilerimi saymaya zamanım da yoktu. 

Erken başlayan iş hayatında 24 yılı geride bırakalı bir ay olmuştu. Zaman makinesi sanki kobay olarak beni kullanıyordu.

Anlaşma üzerine kurulmuş mutlu evlilik, ardından muhteşem bir çocuk, mutlulukta nirvanaya ulaşan ben, sonra anlaşamama halinden ayrılma süreçleri, ayaklarımın üzerinde dimdik durmam gereken yeni bir hayat... Duyguların 99 hali üzerimden tır gibi geçti desem mübalağa etmemiş olurum.

Gün bugün... Aynı coğrafyada nüfusumuz 80 milyonu geçti, 81 il, 411 alışveriş merkezi, sayısı belirsiz tv kanalları, radyo istasyonları, Asya’dan Avrupa’ya deniz altından geçişimiz.Nasıl hızlı ve korkunç bir büyüme böyle. 

Şimdi yaş 41. Dem almışım hayattan. Mutluluğun her rengini sayar, dökerim. Ölüme çelme taktığımdan beri, hayatta hiç bir acının sonsuz olmayacağını bilenlerdenim.  Hayatın benim için yaptığı planlara hazırlıksız yakalansam da mutlu olmak için çok nedenim olduğunu iyi bilirim. 

Şems-i Tebrizi’nin de dediği gibi.”Ne için böbürlenip duruyorsun. Doğumun bir damla su, ölümün bir avuç toprak değil mi?”

Hayatta iki gerçek var biri doğum diğeri ölüm. Gerisi sizin baş rol oynadığımız bir hikaye. 

Bu yazı 1606 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 2 Yorum
  • F B
    2 ay önce
    Ölümle sınanmayı bilenlerdenim, üstelik 7 ve 2 yaş..Ölümle sınmaanyı bilenlerdenim, üstelik 7 ve 2 yaşında iki kız çocuğuna babalık etmem, koruyup kollamam gereken bir zamanda, iyi bir eşim ve işim varken sınandım. Demekki Rabbimin sizden beklentileri varmış, birilerinin derdiyle dertlenmek ve onlar için bir damla göz yaşı dökmek, kısacası iyi bir insan olmak gibi. Allah evladınızla uzun ömürler versin.
  • Seyhan
    2 ay önce
    Ne kadar güzel yazmışsınız böyle. Allah sizi sevdiklerinize bağışlasın