Seyhan Özgün

Seyhan Özgün

SAKLI CENNET

15 Nisan 2019 - 20:53

Uğruna ne şiirler, ne şarkılar yazıldı, dört bir tarafı cennete benzetildi. Öyle bir sevgi ki vatana duyulan aşkın bir adım önüne hiç birşey geçemedi...

Gerçekten vatanımızı seviyor muyuz?
Ne kadar tanıyoruz?
Bakarken neyi görürüyoruz??
Ya da kolayı mı tercih ediyoruz?

Erken rezarvasyonla cebimizi rahatlatan tatil planlarımızla ülkemizi Çeşme, Marmaris, Antalya, Kuşadası,Bodrum’dan mı ibaret sanıyoruz?

Sereserpe şezlonga uzanıp,  tende iki ton koyulaşıp, deniz, kum, güneş üçgeninde zamanı unufak edip , ülkemizi ne kadar tanıyabiliyoruz?

Hadi gidelim o zaman...Güney Doğu Anadolu’ya...

Ezber bozduran, dilimizi ısırtan dünyanın ilk yerleşkesi Şanlıurfa’daki Göbeklitepe keşfine katıldınız mı? İlk insanların parmak izlerine dokundunuz mu? Ürpertinin vücudunuza çöreklendiğini hissettiniz mi? Tarihin yanık kokusu, ciğerinizi dağladı mı?

Çok mu ürkütücü geldi? Peki uzanalım İzmir’e...

Kıyamet senaryosunun ev sahibesi Şirince köyündeki şaraplardan biraz kafanızı kaldırıp tarihi medreselere bakıp, matematik köyüne uzanıp, küçücük bir yerin binlerce insanı bıkmadan usanmadan başının üstünde gezdirmesine şahit oldunuz mu?

Hayır mı ? O zaman ilerleyelim tam zıttındaki Doğu Anadoluya...

4000 yıllık geçmişe sahip olan, gakkoşların diyarı Elazığ’ı kuşbakışı ile kendine hapseden Harput’u bilmiyor olamazsınız. İtalya’daki Pisa kulesinden eğimi daha fazla olan Ulu caminin 863 yaşında olduğunu bilen var mı?

Çok mu kasvetli geldi? Geri dönelim Ege’ye...

Denizli’ye gidelim...Unesco dünya mirası listesinde yeralan bembeyaz bir örtüyü andıran Pamukkale’yi gördünüz mü? Çıplak ayaklarınızla buzda kayar gibi dans ettiniz mi? Travertenlerin oluşumlarını merak edip araştırdınız mı?

Olmadı mı? Peki bir Karadeniz yapalım.

Gidelim Trabzon’a... O sarp kayalıkların arasına gizlenmiş Sümela Manastırını görüpte hayran olmamak mümkün mü? Kaç asır öncesi hangi imkanlarla, olasılıksızlıkların olasılığa geçme ihtimalini kapı gibi gösteren salt ibadethaneden dahası bir efsaneye gittiniz mi?

Çok mu organik? Biraz aşağıya inelim İç Anadoluya...

Kapadokya’ya...60 milyon yıl önce dağlardan fışkıran lavların, yağmur ve rüzgarın el birliği ile bize ulaştırdığı peribacalarına gitmemiş olamazsınız.  Seher vaktinde balonların, birbirine çarpmadan gökyüzünde yaptığı gövde gösterini izlemek için uykunuzun en tatlı anını hiç etmek hiçde zor değilmiş.

Çok mu efsunlu? Peki gidelim o zaman yeşilin mesken ettiği Karadenizin nazlısı Ordu’ya...

Ordunun dereleri aksa yukarı aksa... Derelerin yukarı akması için yakılan ağıtların, birbirine sevdalı fakat kavuşamadan ölen Mehmet ile Hacer aşkına ait olduğunu bilen var mı?

Boztepenin, dizinin dibinde kurulan şehirin kıyısındaki karasuların adeta konuşur gibi ucu bucağı gözükmekeyen kumsaldaki toz taneleri ile flörtüne şahit oldunuz mu?

Çok mu lirik geldi? O vakit Trakyaya doğru gidelim.

Osmanlı İmparatorluğunun 2. başkenti Edirne’ye gidelim. Basılan her toprakta tarih var. Mimar Sinan’ın “ustalık eserim” dedidiği Selimiye Camisini gördüğünüz, çıraklık eserini merak edip araştırdınız mı? Şehirin bir çok açısından görmek mümkünken siz içeri girip kafanızı 45 derecelik açı ile yukarı kaldırdığınızda bu yapının yüzyıllar önce nasıl bir mühendislik kafasıyla yapıldığına yanıt buldunuz mu?

Çok bilinmeyenli denklem tadında mı oldu? Peki uzanalım vakit kaybetmeden tekrar Güneydoğu’ya...

Gaziantep’ten başlayalım...Hamamıyla, bakırıyla , baklavasıyla, antebiyle ün salsa da yedi cihana işin aslı başka...
6317 şehidiyle Fransız işgaline boyun eğmeyen, “ölürsek şehit, yaşarsak gazi oluruz “diyenlerin hakettiği gazi ünvanlı muhteşem bir şehirden daha fazlası... Fransızlara kafa tutan Anteplilerle hemşehirli olma onurunu paylaşan Atatürk’ün kimliğinin kayıtlı olduğu ildir Gaziantep....

Şanlıurfanın ve Gaziantep’in tatlılıkla paylaştığı Fıratın içine çektiği Halfeti’nin ihtişamı, Rum kalesi, tarihi Millet hanı, Zeugması, 500 yıldan fazla yaşayan bakırcılar çarşısı ile tam bir tarihin çıkmaz sokağı tadındadır. Sadece midenize hizmet için gitmek olmaz, göze ve kalbe dokunmak için ziyaret edilmeli bu şehir.

Nereye gidelim nereye? İstanbul’a...

İstanbul’da aşk başka. O ne anlatılır ne yazılır.

Dünyanın göz kırptığı, boğazındaki gerdanıyla ünlü, iki kıtayı birleştiren, Pierre Lotti’nin Aziyade’sinin ilham kaynağı, Çamlıcanın tepesinden şehre hükümeden, Haliç’in yukarısından kalın gövdesiyle Kızkulesine naz yapan Galata sana ne demeli?

Tarihi yarımadasında kendinizi unutmazsanız arada bir adalarda serinleyip, Bizanslıların tek kalesi Yoros kalesine bir bakınıp, oradan salınıp Hıdiv Kasr’ının balkonundan şehiri izleyip, biraz daha aşağıya inip  Anadolu Kavağındaki tarihe sırtımızı yaslayıp, sahilden düz Üsküdara doğru giderken , Kanlıca’da bir yoğurt ile içinizi ferahlatıp, asırlık çınarağacının karargahı Çengelköye veda edip, Aziz Mahmut Hüdayii hazretlerinde bir ziyaret yapıp tekrar karşıya geçtiğimizde, Sarıyerin sırtlarında Belgrad ormanlarında oksijeni depo ettimiz mi?

Canlı ağaç müzesi olan Atatürk Arboretumunda kaç tur attınız?
Ayasofya’da birlesen dinlerin kutsallğına ruhunuzu emanet ettiniz mi?

Gülhane parkında mı , Emirganda mı yoksa Yıldız parkında mı sesinizin son desibeline kadar şarkı söylerek koştunuz?

Ortaköy’de kendinize ısmarladığınız kumpir sonrası üzerine o meşhur Abbas’ın wafflendan izzet-i ikramda bulundunuz mu?

Lobuta benzer yüksek kuleleri ile meşhur Ataşehir’de dev bir canlı ağaç müzesi. Kulağa tanıdık geliyor mu? Hayır mı peki. Tema vakfının kurucusu Ali Nihat Gökyiğit tarafından eşine armağan edilen Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi bilmiyor olamazsınız.  Namı diğer kiraz çiçekleri olan Sakuraların renkleri, içinizi açan çiçeklerini izlediniz mi? Bahçenin içindeki sizi büyüleyen Merkez Ada,  Mesire Adası, İstanbul Adası, Meşe Adaları, Arboretum Adası ve Ertuğrul Adasını gördünüz mü?

Bütün bu güzellikleri için İstanbul’u fethedip, gönlünüze taht kuran Fatih’e teşekkür ettiniz mi?

İstanbul bu eksik yazılmaz, gücenir, kızar, küser. Şehri anlamak için 3-5 gün yetmez, benliğiniz ile kendinizi vermelisiniz.

Yoğun egzos dumanı, yükselen binaları, kalabalıkların nidaları, keşmekeş trafiği ve donuk ilişkilere rağmen İstanbul bir tutku, bakmasını ve yaşamasını bilene...

Ölmek var dönmek yok ileri diyen Atatürk ve milyonlarca şehit için, işgalcilere teslim edilmeyen vatanın her metre karesi için şükranlarını sundun mu?

Veeee sen bu yazıyı okuyan güzel insan...Rutine bağlanmış, beş yıldızdan daha fazlası olan  bir otelin, herşey dahil konforuyla, size kimlik katar gibi ayrıştıran bilekliğinizle, otelin bahçesinde 5 adım öteye gitmeden, havuzunun başında, ülkenin derin güzelliklerini görmeden, tarihini anlamadan, vatanımı seviyorum deyip de hiç bir tatilinde vatanını gezmeden bu hayata veda etmeyeceksin değil mi?

Bu yazı 315 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 5 Yorum
  • Kurtuluş Avşar
    4 gün önce
    Yazınızı okurken sayenizde bu güzel vatanın bildiğim bilmediğim tüm güzelliklerini gezme fırsatım oldu
  • Seyhan
    4 gün önce
    Teşekkür ederim Kurtuluş hanım
  • Mehmet Tuncer
    5 gün önce
    Uğrunda ölerek değil de yaşayarak sevmek en güzeli galiba..Hazır yaşıyorken de daha çok görerek, dokunarak sevmek gerekiyor..Ülkemizin asıl adı ANADOLU.. Yani “güneşin doğduğu yer”..Güneşi doğuran topraklarda doğduğumuz için şükretmeli..Bu yazı belki bir çırpıda akla gelenler..Eminim yazılacaklar yazılanlardan daha fazladır..Seyhan, yazarken bile keyif aldığından eminim .. Yazdıklarını yaşamak da bir o kadar keyifli olurdu..Seven insanın gözü, eli KALEmi olmalı.. Zaten başka da KALEmiz kalmadı..Teşekkür&sevgilerimle...
  • Seyhan
    2 gün önce
    Çok çok teşekkür ederim değerli yorumların için.
  • Mehmet Tuncer
    5 gün önce
    Uğrunda ölerek değil de yaşayarak sevmek en güzeli galiba..Hazır yaşıyorken de daha çok görerek, dokunarak sevmek gerekiyor..Ülkemizin asıl adı ANADOLU.. Yani “güneşin doğduğu yer”..Güneşi doğuran topraklarda doğduğumuz için şükretmeli..Bu yazı belki bir çırpıda akla gelenler..Eminim yazılacaklar yazılanlardan daha fazladır..Seyhan, yazarken bile keyif aldığından eminim .. Yazdıklarını yaşamak da bir o kadar keyifli olurdu..Seven insanın gözü, eli KALEmi olmalı.. Zaten başka da KALEmiz kalmadı..Teşekkür&sevgilerimle...

Son Yazılar