UÇMAYA HAZIR MISINIZ?
Seyhan Özgün

Seyhan Özgün

UÇMAYA HAZIR MISINIZ?

19 Mayıs 2020 - 15:53
Reklam

Hiç kandırmayalım kendimizi. Hayat kaldığı yerden de devam etmeyecek besbelli. Artık hiçbir şey eskisi gibi de olmayacak. 

İnsanlığın sağlık ile sınandığı bu belirsiz zamanda, dirhem dirhem dersler önce hafızlara, sonra da tarihe kaydedildi. 

21.yy müfredat konularında, geniş ölçekle sunulacak bir pandemi ile birlikte belirsizliğin getirdiği ağır psikolojik sorunlarda olacak maalesef!

Sevdiklerimize, sevgimizi göstermenin en önemli methodu olan sımsıkı sarılmayı artık raflara kaldırdık. 

Mesafe, sevdiğimize ,sevgimizi gösteren en önemli kıstası oldu.

Digitalleşmeye, saatte 400 km/hızla entegre olduğumuz bu zamanda, sanal ortamda dokunmadan hissetmeyi de anlamaya çalıştık.

Hayatın ritmini değiştiren pandeminin en çok sekteye uğrattığı sektörlerin başında kuşkusuz “ulaşım” gelmektedir. 

Üstelik sevdiklerimize bile bu kadar mesafeliyken, ulaşacağımız hangi yer bu kadar kıymetli olabilirdi?

Bu sektörün içinde , bir süredir burnu yerden kalkmayan uçakların, hava yolu taşımacılığı ve beraberinde yaklaşık 10 milyon insana bir şekilde istihdam sağlayan, geniş çaplı bir sektörün canhıraş sesini duyuyoruz desek mübalağa etmemiş oluruz değil mi?

Hava yolu dendiğinde aklımıza sadece kara kutulu, çift kanatlı, iç nizamiyesi kuvvetli, başarıları tescillenmiş, karizmaları ve ses tonları ile insanları kendilerine odaklayan kabin ekibi ve uçakları getirmiyoruz elbette.

Bu uçuşu yörüngesine oturtan, zeminini hazırlayan, rotasını yöneten teknik hizmetler, yer hizmetleri, hava seyrü-sefer ekibi başta olmak üzre, catering hizmetinden, oto kiralamasına, temizlik hizmetlerinden, yakıt firmalarına, yakınlarımızı uçağın kabinine kadar emanet alan süpervisiorlara, check-in süresini kısaltan güler yüzüyle sizi hep ayakta karşılayanlara, muhasebecisinden, bavulları yükleyene, apronda yolcuları taşıyan otobüs sürücüsüne, vale hizmetinden, yer trafiği ve güvenliğimizi sağlayan görevlilere kadar milyonlarca insana dokunan sektörden bahsediyoruz.

Kapalı alanlardaki bulaş riskinin yoğunluğu sebebiyle, top yekün insanlık, doğaçlama klostrofobi hastalığına tutuldu. 

Dünya sağlık örgütü, dört koldan hastalığın çaresinin peşindeyken, hayatın akışındaki kronometreyi durdurmak imkansızdan da öteydi. 

Bir şekilde hayat devam ediyordu.

Kapalı alanda, en çok zorunlu toplu seyehatlerde hava-kara arasında kalsanız elbetteki hava ulaşımını tercih edeceğinizi duyar gibiyiz.

Böyle kuşku dolu atmosferde, zorunlu yolculukta neden hava yolunu tercih eder bir yolcu?

En belirgin ve en geçerli tek sebebi, kapalı alanda kalma süresinin kısalığı tabiki. 

Sosyal mesafenin sıfır olduğu toplu taşıma araçlarının, iç dizaynını da, covid ve ondan sonra gelecek bulaşlara karşı daha korumalı bir sisteme geçilmesi artık farz oldu.

Hayatın o eski renk cümbüşü ritmini yakalamak belki de imkansız olacak, belki de içimize kaçan ve içimizi kemiren acabalarımız bizi yiyip bitirecek ama yeni miladımız ve geleceğe bırakacağımız yeni ritüellerimizle bir başlangıç yapacağız. Ölümün teğet geçtiği bu dönemde eteklerimize sağladığımız egolardan, paranın satın aldığı ruhlardan, haksızlığı görmezden gelen gözlerden de vazgeçeceğiz.

Kim bilir bu hastalık daha bize kaç doğru bildiğimiz yanlışları çarşaf çarşaf önümüze serecek.

Görmesini bilmek ümidiyle...

Sağlıcakla kalın.

Bu yazı 1088 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum