Kendinden Çaldıkların
Tolga Ziyagil

Tolga Ziyagil

Kendinden Çaldıkların

28 Mart 2019 - 11:25
Reklam

Her insanın doğarak geldiği bu evrende yaşamını tamamlayıp ölerek gideceğini biliyoruz. Doğum durağından ölüm durağına dek pek çok macera yaşıyor, manzara izliyor, insanlar tanıyor, birilerinin yaşamlarına dokunuyoruz, onlar bizimkine dokunuyor, iyi ve kötü olaylar yaşıyoruz. Bu döngü bilinmesine rağmen yine de son durağı kimse iple çekmiyor. Aksine son durağa gidildikçe geri dönme isteği de artıyor. Ama her şey aksiyle anlam bulur bu evrende unutmayın. Kötülük olmasa iyiliği, öfke olmasa sevgiyi, acı olmasa tatlıyı değerli ve anlamlı kılan bir başka durum yoktur. İnsan da tıpkı böyledir. İçinde hep kutupları barındırır ve bunlar sürekli olarak etkileşime girerler. Yine de bazen yersiz savaşımlar verebilir, bunun için doğru süreyi ya da ânı tutturamayabiliriz. Özellikle de kişi, bulunduğu yaşın gereğini yaşayamadığında bu durum onu kötü bir tinsel duruma sokabilir. Buna bağlı olarak da en çok istenmeyen eylem yaşlanmak oluyor. Çünkü daha yaşamak istediklerini filizlendirip büyütememiştir, meyvesini yiyememiştir. Halen gömülüdür içinde o tohum. Bu yaşanmamışlıklar da birike birike sırtınızda ve yüreğinizde yığın durumuna gelir ve siz sürekli olarak geçmişe dönmek, olması gerektiği gibi yaşamak istersiniz. Gerçekten sindirilmesi zor bir dönüşümdür yaş almak, yaşlanmak, büyümek ve olgunlaşmak.

Kimisi bu durumu ayrımsadığı için yaşının hakkını verir. Onları gördükçe de diğerleri iyice içerlerler. Pek çoğumuz etrafımızdaki yaşlı insanlardan duymuşuzdur: “Kendimi 25/35/45 yaşında hissediyorum.” diye. İşte o içlerindeki varlığını sezdikleri yaşın hakkını veremediklerinden dolayı halen o yaştaymış gibi algılayabiliyorlar kendilerini. Ama o algıyla o yaşa ait işlerin pek çoğunu ne yazık ki yapmak artık kolay değildir. Bunun sonucunda da kalan günlerini daha iç kapanık, geçmişe özlem duyarak geçirmeye eğilimlidirler. Bu da baskıya neden olur ve tinsel durumu karmaşıklaştırır. Kendi içine sığamayan bir döngüye girerler. Bazen de bu insanların yaşına uygun olmayan davranışlarda bulunduğunu görürüz. İyi ya da kötü de olsa denemeden ölmek istemezler o içinde kalanları. Çevreleri bunu yadırgasa da onlar mutlu olabiliyorlar.

Bazen tam tersi de olabiliyor ve 30 yaşındaki bir insan kendisini 70 yaşında gibi duyumsayabiliyor. Buna neden olan ise yine yersiz bir şekilde yaşadıklarıdır. İleriki bir dönemde yaşaması gereken durumları erken yaşta yaşamaya zorunlu olmasıdır. Örneğin küçük yaşta evlendirilmesi, çalışmaya zorlanması ya da zorunlu kalması, genç yaşında başına kötü işlerin gelmesi bg. sayılabilir. Bu durum, öncekine göre daha kötüdür çünkü biri kendi seçimleri iken, diğeri zorunluluktur. İnsanı en çok istemedikleri olgunlaştırır. İstedikleriniz zaten size keyif vereceği için, herhangi bir savaşım vermez ve rahatça akışa bırakırsınız kendinizi. Zorunlulukta ise akışa karşı kürek çekmek vardır ve bu bir yandan yıpratırken diğer yandan da nasır bağlatır. Genç yaşlı ve yaşlı genç kavramları da burada ayrışıyordur.

Uç noktaları konu dışında bırakırsak bu gibi durumların yaşanmaması için, bulunduğunuz yaşa ait yaşanacakları kıvamında yaşamanız ve bunu bilinçli bir şekilde yönetmeniz gerekmektedir. Ne denli erken bunu ayrımsarsanız, her yaşınızı da kanıksamanız o derece kolaylaşacaktır ve yılların geçmesi size yalnızca bir sayı değişikliği olarak etki edecektir. Çocukken bunun ayırdına varmak zordur. Burada da iş anne babalara kalıyor. Onun çocuk olduğunu, azması, kırması, dökmesi, kirlenmesi gerektiğini bilmesi, yaşayarak bazı durumları deneyimlemesi gerektiğini bilmesi gerekiyor. Gereğinden fazla ya da az ilgi veya kendi kişisel beğenilerini çocuğa dayatmaları gibi durumlar büyük olasılıkla yarar değil yararsızlık getirecektir. Ona özenle yaklaşmalı anne babalar. Daha sonra ise ergenlik çağına adım atan çocuk, bireysel olarak yargılara varabilir, arkadaşlarını seçebilir, gezilere gidebilir ve anne babalar bu noktada destekleyen ve yönlendiren olmalıdır. Asla sürekli bir şekilde kısıtlayıcı, yasaklayıcı ya da cezalandırıcı değil. Bunları gerektiğinde ve dozunda uygulayacaklar ki yaptığı eylemlerin de bir sonucu olduğunu ve çocuğun dabuna katlanması gerekenin kendisi olduğunu öğrenebilsin. Böylece ileride sorumluluk almayı da bilebilsin. Denge önemlidir. Tüm bunlar çocuğun yaşaması gerekli olan durumlar için geçerli. Yoksa yanlışlıkları da denemesine göz göre göre izin verilmemelidir.

Yirmili yaşlarında ise artık ne istediğini bilen bir birey olmuş olması geleceği için önemli. Çünkü tam şekil verilecek bir yaş ve güç tavanda. Sevgilisi, arkadaşları, tatilleri, yurtdışı gezileri, kişisel gelişimi derken artık tamamen özerk bir birey olma yolunda. Otuzlu yaşlarda artık işi oturmuş, belki evlenmiş, çocuğu olmuş, ilgi alanları değişmiş, dünyaya bakış açısı yerleşmiş biri olacaktır. Doğumundan ölüme değin tüm yaşlarda olması gerekenlerle yaşanması gerekenler bazen kesişip bazen de yolları ayıracaktır. Bu, yaşamın içindeki tüm olasılıkların herhangi bir anda herhangi bir şekilde gerçekleşebilecek olmasından kaynaklıdır ve doğal bir süreçtir. Yaşanması olanaklıyken yaşayamadıklarının acısı, olması gerekenlerin acı bir durum olması durumundan bile daha acıdır. Çünkü kendi eliyle kendine ket vurmuştur. Belki de zorunlu kılınmıştır ve bunu anladığında çok geç olmadan çekidüzen vermelidir insan kendine.

Ne süre daha bu yaşamda olacağımızı Allah’tan başka bilen yok. O yüzden erteleme hastalığına da tutulup yaşınızı yaşamayı kaçırmayın derim. Son pişmanlık yarar sağlamaz. Eğer ki böyle bir durumun içindeyseniz de geçmişe çok odaklanmak yerine yine şu anki yapabileceklerinize odaklanmanız kendi yararınıza olacaktır. Mutlaka geçmişte yapamayıp şimdi yapabilecekleriniz de olacaktır. Örneğin paranız yok diye belki yurtdışına gidememiştiniz ancak şu an paranız varsa, böyle bir gezi için yaşınızın önemi yok. Sağlığınız el verdiği sürece gidebilirsiniz. Bu tip koşula bağlı ertelemelerden çok benim anlatmak istediğim, tamamen yaşa özgü olanların yalnızca o yaşta yapılabiliyor olanlarıdır. Ne kendinizi ne de bir başkasının yaşamak istediklerini engellemeyin. Kötüyü değil, iyi olanları deneyimlemeye çalışın. Kötüyü deneyimlemeye kalkışmak sizi yersiz bir tinsel duruma sokarak başta da söylediğim gibi kendinizi olduğunuzdan fazla bir yaşta duyumsamanıza neden olabilir. Ayrıca bunun etkileri kısa ya da uzun süre sürebilir de.

Tek bir yaşam var ve o yaşama ait her bir yılın, ayın, günün, saatin, dakikanın ve ânın değerini çok iyi bilin. Çünkü siz bunu başarabilirsiniz. Çünkü bu yaşam size verildi ve başkalarının seçimine bırakılamayacak denli değerlidir. Çünkü siz bu yaşamın içini istediğiniz gibi doldurabilirsiniz, bir başkası değil. Kimin uğruna yaşamınızdan ödün verdiğinize de özen gösterin ve sınırı aşmadığınızdan emin olun. Kendinizden çalmayın, çaldırmayın.

Bu yazı 733 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum