Kötülerin Duası Kabul Olur
Tolga Ziyagil

Tolga Ziyagil

Kötülerin Duası Kabul Olur

16 Mart 2019 - 13:12
Reklam

Yeryüzü yaratıldığından ve üzerine insan yerleştirildiğinden beri iyilik ve kötülük de savaşmaya, kendini geliştirmeye ve birbirinin önüne geçmek için kılık değiştirerek, gizliden ilerleyerek günümüze dek gelmiş ve geleceğe doğru da gidecektir. Bu, evren var olduğu sürece sürecek bir savaştır. Kaçınılmaz. Ancak hangisinin hangisine baskın geleceğini etkileyen en önemli belki de tek etken insandır ve tarafını seçen insanların tutumlarıdır. Sorsan kimse kendini kötü diye adlandırmaz. İyi zaten herkese iyidir, kötü ise kendine göre iyidir. Yalnız görünen o ki iyiliğin giysisi daha az iken, kötülüğün oldukça geniş bir giysi dolabı var. Öyle ki,yeri geliyor iyilik de kötülük de birbirinin giysisine bürünebiliyor.İyilik için bir şebekenin içine sızmış bir polis düşünün. Onlardanmış gibi gözüküp, aslında onları çökertmek isteyebilir. Kötülük ise doğruyu, güzeli, birliği parçalamak için iyilik yapıyor gibi gözükebilir, vakıf, dernek, topluluk adı altında kendini gösterebilir ve insanların süresini, malını, parasını sömürebilir. Günümüzde ne yazık ki iyilik adı altındaki kötülük daha baskın gözüküyor. Peki neden? İyiler onca duayı boşa mı ediyor? Duanın kabul olması için eksik ne yapıyorlar da bir türlü iyilik kötülüğü geçemiyor?

Hemen söyleyeyim, dua dışında bir eylem yapmadıkları için kabul olmuyor. Buradaki kilit nokta eylem, eyleme geçmek, eyleme geçirmek. Yalnızca istemek, hiçbir şey kazandırmaz insana. Yemek yemeği istediğinizde karnınız doyuyor mu? Hayır. Çünkü önce para kazanmalı, sonra alışveriş yapıp mutfağa girmeli, yemek pişirip lokmaları ağzınıza atmalı ve çiğneyip yutmanız gerekli. Yalnızca yemek yemek için bile ne denli eylem gerekiyor gördünüz. Peki iyiliğin yayılmasını, kötülüğün durmasını sağlamak için yalnızca istemenin ya da dua etmenin yarar getireceği kanısına nasıl kapılıyorsunuz?

Peki kötüler neden başarılı oluyorlar? Çünkü düşüncelerini eyleme döküyorlar da ondan. Hiç duydunuz ya da deneyimlediniz mi birine kötülük yapmak için yalnızca düşleyen, düşünen, isteyen ve oturup sonucunu bekleyen kimseyi? Bunları yaptıktan sonra eyleme geçtikleri için başarılı oluyorlar. Sonuç ise onları doyurdukça daha fazla ileri gitmeye kalkışıyorlar. Bugün terör saldırıları, nefret söylemleri, çıkarcı kişilikler, sapıklar, katiller, hırsızlar, yalancılar, dolandırıcılar ve dahası hep eyleme geçip, yollarında onları durdurabilecek bir iyilik engeliyle karşılaşmadıkları için varlar ve var olmayı da sürdürecekler. Toplumun geneli bu kötülükleri ekrandan, bilgisayardan, telefondan izleyip kendi başlarına gelmediği için sevinirken, yapılanı kınamakla yetiniyorlar ve bunun gerçekten de yeterli olabileceğini düşünüyorlar. Bence iyilik yoldan sapmış, kötülük değil. Çünkü o hedefine adım adım hatta koşarak ilerlerken, iyilik bir ileri bir geri iki sağa, üç sola devinip duruyor.

İyiliğin en başlıca düşmanı ise ne yazık ki kötülük değil, adaletsizlik ve eğitimsizlik başı çekenler arasında. Eğitim yalnızca okula gitmekle olmaz. Ailede, çevrede de eğitilir insan. Hem de çok güzel. Ancak ailenin ve toplumun bilinçlenmiş olması gerek önce. Adalet ise hem sözcük hem eylem olarak günümüzde her anlamda kaymaya uğradığı için güçsüz olan ezilip yerde, güçlü olan süzülüp göklerde gidiyor. Bununla birlikte kötülerin kendilerini geliştiren bir yapısı olması ise ayrı bir çelişkidir. Özellikle okumuş kötüler en kötüsüdür çünkü bilgiyi ve bilgisini nasıl kötülüğe kullanacağını çok iyi bilir. İyiler ise kendini gelişmeye, geliştirmeye kapamış durumda nedense. Buna en büyük etkenlerden biri de inançlı kişilerin kendini yüzyıllar öncesine kapatması ve günümüze bir türlü gelemeyen bellekleri. Çünkü daha inandığı dinin ne olduğunu bilmiyor. Neye inandığını anlamadan, kendisinden ne istendiğini bilmeden körü körüne birilerinin peşinden gidiyor.

Buna ek olarak da bilinçli bir şekilde bilgisiz bırakılan bir toplum, geçim derdine düşürülen bir halk dünyanın neresinde olursa olsun ileride artık kendini çok rahat kötülerin eline kaptırır gider ve yok olur. Üstelik bu kötüler yalnızca kendi ülkemizle de sınırlı kalmaz. Leş kargaları gibi her dünyanın her yerinden gelir üşüşürler başına. Böylece kötülüğün en büyük duası da gerçekleşmiş olur: İyiliğin sonu, kötülüğün hakimiyeti.

Bu hafta Yeni Zelanda’da Nur Cami’ne yapılan alçakça saldırıyı hepimiz duyduk, gördük, okuduk ve kınadık. Sonra? Ne değiştirdi bu durum bizde? Saldırıyı düzenleyen kişi için “tarih bilen cani” tanımlamasını kullanmışlar. Yani kötülük, bilgiyi kendi çıkarına kullanmış. Buna karşın iyilik hala bilgisiz. Bilginin güç olduğunu çok iyi anlamamız gerek. Geçmişi bilerek geleceği şekillendirmemiz gerek. Eksikliklerimizi kapatmak için çalışmamız gerek.Kötüler bunu çok iyi yapıyorlar ama iyiler yerinde sayıyorlar. Bu arada eylemsiz bilgi de hiçbir işe yaramaz. Yalnızca bilirsiniz. Hiçbir şeyi değiştiremez, etkileyemezsiniz. Önce bilecek, sonra eyleme geçeceksiniz ki iyiliğin duası yeryüzünde kabul görsün. Kötülükle savaşmak için önce donanımın olacak, sonra onu kullanmayı bileceksin ve kullanacaksın. Ne diyor Yüce Allah Kur’an’da, “Düşmanın size karşı hazırlandığı gibi siz de hazırlanın.” E iyiler ne yapıyor? Allah’ın sana buyurduğunu sen yine Allah’tan bekliyorsun, ona gönderiyorsun konuyu. Ben şimdi ilgilenemem, ben yetersizim, güçsüzüm sen hallet dercesine. Sonra niye benim dualarım tutmuyor? Tutmaz. Nasreddin Hoca’nın göle maya çalıp, ya tutarsa demesi gibi dua edersen, hiçbir şeyin tutmaz bu yaşamda senin. Ama seni çok güzel tutarlar, kukla gibi oynarlar. Pinokyo bile insan olabilmek için onca çabaya girmiş bir odunken, sen insan olarak gelmişsin ama odun olarak gitmek istiyorsun. Bir düşün derim artık.

 

Bu yazı 918 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum