ÖZLEM BİNEL İLE SÖYLEŞİ
Tolga Ziyagil

Tolga Ziyagil

ÖZLEM BİNEL İLE SÖYLEŞİ

06 Mart 2020 - 20:45
Reklam

1-Özlem Binel kimdir?

2004 yılından bu yana Gazi Üniversitesinde görev yapmaktayım. Sekiz yıldır ise Hacı Bayram Veli Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf ve Video Bölümü Öğretim Görevlisiyim. Ortaokulda başlayan yazma serüvenim hâlâ sürmektedir. Yazarak ve yazıyla kalıcı olabilme arzusu içindeyim. Hem düzenli bir mesaim hem de sekiz yaşında bir kızım var. Bir de çocuk yaştan beri saza, söze merakım, güzel sese hayranlığım, şarkılara düşkünlüğüm…
 
2- Yazmaya nasıl başladınız? Ve ne şekilde evrildi süreciniz? 
 
İlk ödülümü 13 yaşımda yazdığım bir kompozisyonla aldım. Kendimi bildim bileli yazıyorum. Öykü, roman yazmaya başlayana kadar metin yazarlığı yaptım. Konuşma metinleri yazdım. Bazen bunlarla çok zaman kaybettim diye düşünsem de yazdığım her metin için öyle çok araştırma yaptım, her satır için yıllar boyu öylesine özendim ki, dilimi pekiştirmiştir, yazın eskizi olmuştur, diye kendimi avutuyorum. Öykülerle başladı edebi yolculuğum ama ben en çok roman yazmayı sevdim. Kurgusal metinler yazmanın, fantastik ögelerle harmanlanmış bir metin yazmanın hazzı tarif edilemez.
 
 
3-Yoğun iş temponuzda yazmaya nasıl zaman ayırıyorsunuz?
 
Yazdığım zaman (saatler) günün en mutlu saatleri. Kendimi tam hissediyorum. Eksiksiz ve korunaklı. Dört yanımda görünmez bir zırhla kuşanmış gibi. Sanki kelimelere tutunup havalanıyorum. Onlar etrafımda bir gümüş halka…

Gün içinde yapılması gerekenleri, herkesin yaptığı şeyleri yapıyorum. Gündüz fakülteye gidip ders anlatıp, akşam kızımla saklambaç oynuyorum. Herkes uyuduktan sonra ise gün ışıyana kadar bilgisayar başında oturuyorum. Yazabilsem de yazamasam da klavyenin üzerinde uyuya da kalsam oradan ayrılmıyorum. Keşke uykum gelmese, sevdiklerim huzur içinde uyurken ben onların nefesi eşliğinde zamanı durdursam, daha çok, daha uzun yazabilsem diye düşlüyorum. Geceyi seviyorum ama yalnızlığını değil. Ne kadar az uyursam o kadar iyi diye düşünüyorum. Sanki uyursam dünya kaçacak, zaman boşa geçmiş olacak. Ben, yazının ruhumun büyük bir parçası olduğunu hissettiğim için yazıyorum.
 
İyiyse, doğruysa, kıymetliyse yazdıklarım; bir şekilde, zamanların birinde yerini bulur diye de düşünüyorum. Ne bir derdim, hırsım ne de bir acelem var. Tek dileğim, duam, ömrüm yetsin, huzurum olsun, şu aklımdakileri yazabileyim ve sanırım en büyük avantajım (ki buna bin şükür), yazmak için sessizliğe, yalnızlığa, fildişi kulelere, uzun tatillere falan ihtiyacım yok. Televizyon açıkken, radyo çalarken, kırmızı ışıkta beklerken bile yazabilirim.

4- Kitabınızla ilgili eleştiri almayı bekliyor musunuz?

Bu romanda bir tarikat var, yasak bir aşk var, mistik ögeler, gerçeklik dışı olaylar var. Cumhuriyete evrilen bir Osmanlı İmparatorluğu, Mustafa Kemal Atatürk var. Çerkez göçü var, savaş var, velhasıl o kadar çok şey var ki. Eleştirmek için bakarsak mutlaka her yerde ve her şeyde eleştirecek bir şey görebileceğimiz gibi bu kitapta da görebiliriz.
Kurguda var olan şahısların her birinin dilini, dediğini, benimseyecek olan da vardır, karşı çıkacak olan da. Kusur aramaya değil, ne dendiğini anlamaya yorarsak kendimizi, zaten dünya bambaşka bir yer olur.

5-İnkılap yayınlarıyla nasıl kesişti yollarınız?

Romanımı göndermek üzere kendime iki tane yayınevi seçmiştim. Çocukluğumdan beri bildiğim, kimi bassa okurum dediğim, iki koca yayınevi. Her ikisine de göndermiştim romanı ve en çok istediğimden, benim çocukluk hayalim ve bir sırlı anım olan İnkılap Yayınevi’nden daha önce geri dönüş geldi.

"Hadi" dediler. Ben de çok mutlu oldum.  Şükür bugün aynı yayınevinden çıkan ikinci romanla sizinleyim.

6-Yeni çıkan kitap ve yazarları takip edebiliyor musunuz?
 
Her gün bir kitap okumaya çalışıyorum ben. Yeni çıkan yayınları sürekli takip ediyorum. Son yıllarda üzülerek elime alıp evirip çevirip birçoğunu yerine bıraksam da çok satanlar rafını, yeni çıkanları keyifle izliyorum. Zamanın gerçeği bu; popülarite, şöhret, tanınmış olmak, Youtube’da birkaç video paylaşımı kitap satışlarını belirleyebiliyor. Arkamıza yaslanıp usulca izleyeceğiz; yapılacak başka bir şey yok.
 
Kendim bir kitabı okumaya başlarken, şimdi neler öğreneceğim diye heyecanlanıyorum. Bilgi vermeyen, dimağıma tek kelime eklemeyen bir kitabı okumak, benim için zaman kaybıdır. Ki zaman hepimizin en büyük sınavı, en kıymetlisidir. Herkes kendi kabınca bir şeyler edinsin derdindeyim. Katmanlı olsun, derin olsun benim yazdıklarım. Okumak, öğrenmek için olsun. Bazen bilgiyi, bazense hayal etmeyi.
 
7-Romanlarınızda vermek istediğiniz bir mesaj var mı?
Derdim; (Olmalı mı her yazanın bir derdi, o da ayrı bir tartışma konusu) bu kitapta; yalnızca iyiliğin, güzelliğin, inceliğin anlaşılabilmesidir. Kitap da bunun üzerine kurulu bir ütopya zaten. Belli bir kesime değil, herkese ulaşmasını istiyorum. Küçüğünden büyüğüne letafet, zarafet götürsün. İyi insan olmanın kıymeti bilinsin. Arzularımıza göre değil, doğru olana göre yaşamayı becersek hem biz hem dokunduklarımız yara almadan geçer gideriz bu âlemden. Bir tüy gibi hafif ve zararsız olmalı insan. Gürültü yapmamalı, can yakmamalı. Naif ve derin bir su gibi kaynağa varmalı.

8-Yazdığınız romanları okurlardan önce paylaştığınız biri var mı?
 
Üç kitabımı da önce kıymetli hocam Çiğdem Ülker okumuştur.  Önemli bir dilbilimci ve eleştirmendir. Kendisinin gözü benim için kıymetlidir. Önce o okur sonra da üç kıymetli arkadaşım. Okunan tüm dosyaları, işaretleri yerleri ile alır kucağıma tekrar oturum masanın başına. Onların fikirleri ışığında bir kez daha gözden geçiririm yazdıklarımı.
 
9- Bu konu olmasa başka ne tür de yazmak isterdiniz?
 
Yazan kişi her konuda yazabilmeli. Hesaplayarak, planlayarak bir şey yapmıyorum. Yani ben konularımı seçmiyorum, onlar beni seçiyor.
 
10- Neden Ay Işığım?
 
Ay Işığım Eşref’in Feride’ye (nihayet hitap edebildiğinde) kullandığı tek iltifat. Romanın içinde iki yerde geçiyor. Ve insanın içi eriyor. İnkılap Yayınevinin pazarlama müdürü sevgili Orkun Galolar kitabı okudu ve adı Ay ışığım olsun, dedi. Ben de bayıldım. İsim babası odur, buradan da teşekkür etmeliyim.
 
11- Karakterlerin isimlerini neye göre koyuyorsunuz?
 
Her biri tanıdığım, sevdiğim insanlarım desem! Çoğu ölmüşlerimin isimleri. Birkaç karakter hariç her biri tanıdık, bildik. Kimi ismiyle, kimi göz rengiyle satırların arasında. Sakladığım binlerce şey var o kitaplarda.
 
12-Kitap kapak tasarımını neye göre yaptınız?  Ay ışığımın kapağındaki siz misiniz?
 
Kapak tasarımları yayınevime ait. Bu defa (çok ben olduğum anlaşılamasa da) beni kullanmayı tercih ettiler.
 
13-Kitapta kendinize en yakın karakter hangisi?
 
Her birinde kendimden cümleler, minicik özellikler var. Hatta Ay Işığım’ın içine bir yere kendimi koydum. Orada iki cümlede apaçık duruyorum. İlk kim görecek, bu sensin, diyecek diye bekliyorum. Ama genel anlamda bütünden yola çıkarsak Eşref benim. Ben en çok Eşref’im. Kıymetlim, vazgeçemediğim karakterim. Üçüncü faslını yazmak için nasıl sabırsızlanıyorum anlatamam. Vedalaşamadım ben bazı karakterlerle. Onların hâlâ anlatacak çok şeyi var.
 
14- Üç kitabınız da mavi ağırlıklı. Özel bir tercih mi? Sizin için mavi rengin bir anlamı var mı?
 
Bilinçli bir tercih değil. Öyle denk gelmiş olmalı. Siz sorana kadar bunun farkında bile değildim hatta. Mavinin tonları farklı.
 
15- Bizim için söyleyeceğiniz bir şey var mı?
 
Sırbende ve Ay Işığım, masal ülkeleri düşleyenlere, gerçek aşkın varlığına inananlara, “sır” denince lâl olup ömürlük bilenlere, yaraların güçlendirdiği kadınlara, yara açmayan adamlara, emanetim size demek için yazıldı.
 
Büyüden korkmayanlara, büyülendikçe büyüyenlere, rüya ile gerçeği, hayal ile hayatı bir arada yaşayanlara, aşktan yananlara, aşka küsenlere, ömrü hiç gibi geçenlere deva olsun, derman olsun diye yazıldı. Aşk olsun okuyana büyüsü bulaşsın, esrarını kendinde bulsun demek için yazıldı.
 
Benim göğüs kafesimi doldurup taşıran bir şey var. Yıllar yılı bunun ne olduğunu aradım durdum. Baktım, aşk bu. Öyle böyle bir aşk değil ama. Ağaca, çiçeğe, kuşa, balığa, yaratılmış her cana büyük bir hayranlık, büyük bir bağlılık.
Aşk diliyorum size de ve “kulu sevmekle başlar hakikate ulaşan yol” diye de eklemek istiyorum.
 
Sevmeyi bilenlerden olalım. Aşka erelim. Şu üç günlük âlemi anlamlı kılacak elimizdeki tek kozumuz, sevebilme, sahip çıkabilme becerimiz. Sevdiğimize, ailemize, toprağımıza, bayrağımıza… Sokaktaki kuşa, köpeğe, köşedeki mendil satıcısına…
 
Ve Merhamet ne güzel bir kelime, nasıl yakışır koca adamlara. Görenlerden olalım.

özlem binel1

 

Bu yazı 516 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum