SÜRE SİZSİNİZ
Tolga Ziyagil

Tolga Ziyagil

SÜRE SİZSİNİZ

10 Aralık 2019 - 09:32
Reklam

Kendinize süre ayırmazsanız, o yaşamın sizin olduğunu söyleyemezsiniz. Başkalarının isteğine, kurallarına göre yaşıyorsunuz demektir. Bundan dolayı, yaşamınızdan veryansın etmeye de hakkınız olamıyor ne yazık ki.

Her gün çevremde süresizlikten yakınan birçok insan görüyorum. Okumaya, vücut çalışmaya, film izlemeye, bir etkinliğe katılmaya, çocuğuyla ilgilenmeye, eşiyle yemek hazırlamaya, kısa bir yürüyüş yapmaya, gün doğumunu izlemeye ve dahası için, kendi yaşamının bir "yaşam" olması için gerekenlere yetişemiyor bireyler. Neden peki?

Başlıca engellerini söyleyeyim size.

1.  Masraflarım çok fazla, aldığım ücret kendi zevklerime yetişmiyor.

2.  Beynim yoğun oluyor. Başka bir şeye odaklanamıyorum.

3.  Evliyim, çoluk çocuğum var. Onlara bile yetişemiyorum.

4.  Kafamda iş varken, etkinlik düşünemiyorum.

5.  Küçük şehirde/ yerleşim yerinde yaşıyorum. Öyle bir olanağım yok.

6.  Büyük şehirde yaşıyorum, yapmak istediğim etkinlikler hep uzak yerlerde.

Daha sayayım mı? Hele ki son iki seçenek, ne de birbirine geçmiş. Küçük şehirdekinin derdi büyük şehirde olamamak, büyük şehirdekinin derdi her yerin birbirine uzak olması. Ben size gerçek nedenini söyleyeyim bu işin; sevdiğiniz uğraşıları gerçekten yapmak istemiyorsunuz. Çünkü bir işi yapmak isteyen, bir biçimde ona süre bulabilir. İşi yapmak istemeyen ise engelini. Şimdi sırayla seçenekleri bir gözden geçirelim. Örnekleri çoğaltmak olası ama en sık karşılaşılanlarının bu 6 madde olduğu kanısına vardım. Hazırsanız, başlıyorum.

1. Masraflarım çok fazla, aldığım ücret kendi zevklerime yetişmiyor: Günümüz koşullarında herkesin gereksinimleri çok fazla. Çağ ilerledikçe, sürekli temel gereksinimlerin sayısı artıyor. Bu yüzden de daha çok kazanmak için daha çok çalışıyoruz. Çünkü önüne geçilmez bir iye olma isteği taşıyoruz. Günün koşullarını yerine getiren bir telefonunuz varken, yenisi çıkınca hemen parayı bayılıyoruz. Ne için? Kim için? Kime göstermek için? Tümüyle kişisel doyumdan kaynaklanıyor ama mutlu değiliz. Nedeni ise bizi mutlu edecek olanın gerçekte en son çıkan ürünlerin olmaması. Sonuç ne? Para buraya gitti ve sinemaya, tiyatroya, okumaya, kursa gitmeye para kalmadı. Şimdi daha çok çalışın, çünkü yeni teknoloji ürünleri geliyor. Almazsanız mutlu olamazsınız, değil mi! Öncelikle kazandığınız paranın nereye ne gittiğini bir hesaplayın. Sonra gerçekten ihtiyacınız olanlar dışında alacaklarınızı tekrar gözden geçirin. Gerçekten gerekiyor mu, yoksa tamamen gösteriş mi? Eminim epey bir paranız elinizde kalacaktır. Sonra paranızı kişisel zevklerinize harcayabilirsiniz.

2. Beynim yoğun oluyor. Başka bir şeye odaklanamıyorum: Beyin. Kişinin yaşamının yönetim merkezi. Tek iyesi var, o da sizsiniz. Ama beyninizin içini karıştırırsanız, yaşamınızı karıştırırsınız. Peki beyin yoğunluğunu nasıl azaltır ya da onu nasıl boşaltırsınız? Bunun için önce kendinizi tanımanız gerekli. Neleri yaparken rahatladığınızı, mutlu olduğunuzu bulmanız, eğer bulmuşsanız da uygulamanız gerekiyor. Balık tutmak, betik okumak, müzik dinlemek, resim yapmak, yürüyüşe çıkmak, yemek yapmak, ayaklarınızı uzatıp dinlenmek, çay içip arkadaşınızla konuşmak ve daha birçok biçimde beyninizi boşaltabiliyorsunuzdur kuşkusuz. Ama buna süre ayırmaz ve hep çalışırsanız, yalnızca sorunları ve nasıl işin içinden çıkacağınızı düşünürseniz, tıpkı aşırı yükleme sonucu kapanan bir bilgisayar gibi beyniniz kapanır ve başka şeylere odaklanamazsınız. Kendinize gösterdiğiniz özen, yaşamınıza gösterdiğiniz özenle doğru orantılıdır ve bu rahatlama / rahatlatma yöntemi, sizi her alanda daha başarılı kılacaktır.

3. Evliyim, çoluk çocuğum var. Onlara bile yetişemiyorum: Evlilik. İnsanların mutlu olduğu insanla bir yaşamı birlikte geçirmek için kurulan güzel birlikteliğin adı. Ancak bir süre sonra bunun tadı kaçıyor ve geriye yalnızca adı kalıyor. Bunun en başlı nedeni ise; her iki tarafın da kendi beğenilerinden, yapmayı sevdiklerin etkinliklerden vazgeçmeleri. Gerek beraber gerekse tek başlarına. Bu da evliliği, yalnızca çalışıp, para karşılığında sürdürmek durumunda kalınan bir duruma sokuyor. Oysa ki evlilik öncesi ne de güzel güzel gezip tozuyordunuz. Arkadaşlarınızla eğleniyor, çeşitli etkinlikler yapıyordunuz. Mutluydunuz. İyi de evlenince neden bunlardan vazgeçiyorsunuz? Neden yaşamlarınızı bir tekdüzeliğe tutsak ediyorsunuz? Ve en büyük yanlışlardan biri de evliliği şenlendirmek adına çocuk yapmak. Sonra onun dertleriyle uğraşırken, tümüyle kendi yaşamınızı tek bir noktaya adamak. Sonuç? Tekdüze bir evlilik. Evet, çocuğunuzla ilgileneceksiniz, onu da yaşamınızın renkleri arasına koyup, renklendireceksiniz. Herkes adına konuşmuyorum, ancak bu durumda olan pek çok evlilik var. Kendinizi yaşama kapatmayın. Eşinizle, çocuğunuzla mutlaka süre geçirin, eğlenin, akşam yemeği yiyin, pazar kahvaltısı yapın, pikniğe gidin, açık havada dolaşın, kışın bahçede kar topu oynayın, yazın deniz, göl kenarına gidin, eş sürede de bireysel zevklerinize de süre ayırın. Erkekseniz, halı sahaya gidin, vücut geliştirin (evde de yapılıyor, engeliniz yok yani :) ) , kadınsanız el becerileriyle uğraşın, beğendiğiniz bir kursa gidin, spora başlayın, evde tasarım yapın vs. Hem bireysel hem de ailenizle yapacağınız zevkleriniz olsun. Olsun ki, yaşama karşı daha dayanıklı olurken, daha da mutlu olun.

4. Kafamda iş varken, etkinlik düşünemiyorum: İş yaşamına girdiyseniz, her süre kafanızın bir köşesinde işinizle ilgili sorunlar olacaktır. Bu durum, iş yaşamının özel yaşamınıza etkisidir ve doğaldır. Yalnızca sizin bunu nasıl yöneteceğinizi öğrenmeniz gerekiyor. Bunu da en güzel, bulunduğunuz anı yaşamayı öğrenince başarırsınız. İşi, olanak olduğunca iş yerinde bırakmaya çalışın. İş dışında bitirmeniz gerekenler olursa da buna ayıracağınız süreyi sınırlandırın. Böylece iş yaşamının özel yaşamınıza girişimini kısıtlamış olursunuz, hem de yönetimin sizde olduğunu bilir ve yaşamınızı istediğiniz gibi düzenlemiş olursunuz. Eğer ki yapabiliyorsanız iş yerinde de küçük molalar vererek ve tümüyle işten bağımsız bir uğraşla gün içindeki iş baskısını azaltmayı deneyin. Buna en güzel örnek, eğer seviyorsanız kâğıt katlama sanatıdır.

5. Küçük şehirde/ yerleşim yerinde yaşıyorum. Öyle bir olanağım yok: Ülkemizin her karışı bizim için çok değerlidir. Evet, bazı bölgelerin gelişmesi, büyük şehir olanaklarının oraya ulaşması çabuk olmuyor. Bunun için emek ve süre gerek. O yüzden burada iş, tümüyle sizin kendi isteğinize ve çabanıza bağlı kalıyor. Küçük yerlerin en büyük kazanımı, komşuluk ilişkilerinin, arkadaşlıkların ve dostlukların daha sıkı, içten ve sıcak olmasıdır. Bu da size toplu olarak etkinlik yapma olanağı sunar. Eğer bireysel yapmak istediğiniz uğraşlar varsa, bunun için de internetten alışverişi kullanabilirsiniz.  Örneğin boya malzemeleri, el işi malzemeleri, son çıkan betikler, maketler, vücut çalışma araç gereçleri bg. birçok uğraş için internet büyük bir olanak. Hafta sonlarınız varsa geziler yapabilir, 1 ya da 2 günlük etkinlikler hazırlayıp başka şehirlere gidebilirsiniz. Siz yeter ki isteyin, uygun süre ve koşullar içinizden gelip sizi bulacaktır.

6. Büyük şehirde yaşıyorum, yapmak istediğim etkinlikler hep uzak yerlerde: Büyük şehirlerde en büyük sorun yolların yoğunluğudur genelde. Uzun sürelerde evden işe veya tersi söz konusudur. Ancak günümüzde neredeyse şehrin her semtinde her olanak barınıyor. Tıpkı küçük birer il gibi, çarşısından alışveriş merkezine, sinemadan kafeye, yeşil alanlardan eğlence yerlerine, halk eğitim merkezlerinden belediye kurslarına dek her şey bulunuyor. İş yerinde gün boyu yoruluyorsunuz, biliyorum, ancak eve gitmeden önce, kendinize ayıracağınız 1 ila 2 saat, ileride geriye baktığınızda iyi ki yapmışım dedirtecektir. Yine hafta sonları tatilseniz, küçük geziler yapabilir, hem şehirden uzaklaşıp kafanızı dinlemiş olur hem de yeni anılarınız olmuş olur. Kuşkunuz olmasın geriye baktığınızda, her hafta sonunuzun ya da iş çıkışınızın birbiriyle benzer olduğunu gördüğünüzdeki duygularınız, sizi yaşama karşı olumsuz ve daha mutsuz kılacaktır. Benzer biçimde şehir içinde ise iş çıkışı ya iş yerine ya da evinize yakın bir yerlerde etkinliklere gidebilir, arkadaşlarınızı dışarı çağırabilir, çeşitli uğraş veya kişisel gelişim kurslarına katılıp, yeni ortamlar edinebilirsiniz. Hem çevrenize yeni kişiler de katılmış olur. Kötü mü? Bence çok güzel bir zenginlik.

Kişisel olarak ben hem küçük hem büyük şehirlerde yaşamış biri olarak, kendimi nasıl etkinliklere, uğraşlara boğduğuma etrafımdakiler tanıktır. Çoğu arkadaşım da hep katıldığım kurslardan gelmektedir. Halk oyunlarından, dil kurslarına, iletişimden çizim kurslarına dek bana bir artısı olacağına inandığım ve beğendiğim her alana bulaştım diyebilirim. Bunun yaşla da bir ilgisi yok. Edindiğim arkadaşlar her yaştan. Hepsiyle de hâlâ çeşitli etkinliklere katılmaktayız ve ara sıra bir araya gelip uzun süren mutlu konuşmalar yapmaktayız. Hepsi de yaşamlarındaki yoğunluğa rağmen, hâlâ güçlerini yüksek tutmayı başarıp, anın tadını çıkarmayı sürdürüyor. Size de öneriyorum. Ne olur, yaşamınızı tek renge boyamayın. Her rengi kullanmaya bakın. Süresiz değilsiniz, çünkü süre sizsiniz. Kendinizi kullanmayı bilin.

 

Bu yazı 1715 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum