Tolga Ziyagil

Tolga Ziyagil

Taksi Fişi

02 Eylül 2019 - 12:25
Reklam

İçinizde taksiye binmeyeniniz neredeyse yoktur. Günümüz toplumunda en hızlı ulaşım olanağıdır. Kendi arabası olanlara sözüm yok. Ama bazen onlar bile taksi kullanırlar. Özellikle uçakla yolculuk yapacaksanız vazgeçilmezdir taksiler. Evden doğru havaalanına. Anayolun, sokağın en ulaşılabilir yerine duraklarını kurarlar, bazı sokaklara da çağrı aletlerini koyarlar üstelik. Sokakları, yolları, kestirmeleri onlardan iyi bilen yoktur neredeyse. Bir de postacılar, kargocular bilir ancak taksici olmak için en büyük koşullardan biridir tüm yerleri avucunuzun içi gibi bileceksiniz. Yolcuyu yormadan, sarsmadan, en güvenli ve hızlı biçimde gideceği yere bırakacaksınız. Öte yandan her işte olduğu gibi bu iş kolunun da güçlükleri, çıkarcılıkları, toylukları, ustalıkları var. Ne yazık ki işi kötüye de iyiye de kullanan oluyor. Bir de çok güzel bir biçimde o yörenin yaşayanlarını tanırsınız taksicilerden. Çünkü genellikle o yörenin içinden çıkmış, toplumunun kurallarını özümsemiş, davranışlarını benimsemiş, konuşmasını, seslenmesini o yöreye özgü biçimde öğrenmiş bireylerdir. Özellikle böyle sürücülere denk gelince ayrı bir mutlu oluyorum ben.

Taksicileri severim. Güç anlarda yolu sorduğumuz, cebinizde para kısıtlıysa anlaşma yapabildiğiniz, sizi evinizden alıp götüren ve evinize getiren, ekmeğinin peşindeki kişilerdir. Toplum adamıdır. Toplumun bir bakıma yansımasıdır da eş sürede. Yörenin yaşayanlarını tanımak istiyorsanız toplu ya da özel taşıma yapan sürücüleri gözlemlemenizi öneririm. Az çok bir görüş oluşturacaktır belleğinizde.

Örneğin geçenlerde tren garına gitmek için sabah 6’da bindim bizim buranın taksisine. Yola koyulduk, 10 dakika sonra ineceğim yere geldik. Taksi fişi istedim kendisinden. “Olur” dedi bana ve ben sürücü tarafında, dışarıda bekliyorum. Parayı uzattım, üstünü aldım. Sonra o önce taksi fişini aldı, ardından kalemi. Durakladı bir an. Ben ise karşıdaki toplu taşımaya yetişmek için ivedi ediyorum, çünkü uçağa yetişmem gerek. Göz göze geldik, sonra fişle kalemi bana uzatıp, “Abi sen yazıver.” dedi. Saniyelik bir duraklamadan sonra ben de “tamam, kalsın şimdilik.” deyip ivedilikle karşıya geçtim. Dolu olduğu için binemedim. Başladım bir sonrakini beklemeye. O sırada da taksicinin davranışını düşünmeye başladım. Altı üstü günü yazacak, tutarı yazacak sayı ve yazıyla ve bana verecekti. Sanırım yeni başlamış olsa gerek dedim ama yaşı benden oldukça büyüktü. Sonra hiç fiş yazmadı sanırım dedim ama birileri istemiştir bunca sürede dedim. Sonra okuma yazma bilmiyor olamaz diye düşündüm çünkü bu kez sokak adlarını, yer adlarını okuyamazsa taksiciliği nasıl yapacak diye düşündüm. En son kaldığım nokta ise işverenin taksi fişini nasıl dolduracağını göstermediği oldu ve arkadaşlarına da hiç sormamış olduğu.

Bunu niye anlattım diye soracaksınızdır. Şunun için; işverenler çalışanlarına gerekli bilgileri eksiksiz veremiyor, temel koşulları sağlıyorsa paldır küldür işe başlatıyor, işi yolda öğrenir yöntemini uyguluyor, çalışan ise kendisini ayıplarlar diye kimseye soramıyor ve bilgi eksikliğiyle işini yapmayı sürdürüyor. Ancak bir gün taksi fişini gerçekten alması gereken bir yolcu çıkar ve “taksi fişi yazmayı bilmeyen taksici mi olur kardeşim?” diye yükselir, bu da o sürücüyü kırar, takan biriyse gününün bir süre kötü gitmesine neden olur derken zincirleme bir kelebek etkisine neden olabilir. Bilemiyorum, belki de ben fazla paranoyakça düşünüyorum ancak bu tek bir örnekti. Böyle birçok iş kolu var ve yeterince eğitim, bilgilendirme yapılmadığı için belki aşağı görülen, küçümsenen bir iş durumuna geliyor. Bu da beni üzüyor açıkçası. Her iş, daha da geliştirilebilir ve bunu işverenin sağlaması, desteklemesi gerekiyor. Lastiğin patladığı yere dek gitsin kafasıyla yürümemeli. Toplumun her alanındaki çalışan bireyin yaptığı işi geliştirebilmesi, kendine bir şeyler katabilmesi olanağı varken neden bu boş vermişlik?

Bir taksi fişi alamamak, bana bunları düşündürttü o sabah uçağa gidene dek. Yalnızca bir taksi fişi değildi benim için o. Toplumun bir yarasını gösterdi bana. Bireylerin yalnızca verilen işi yapmakla yetindiğini, kendine katkı sağlamak istemediğini, gelişmeye istekli olmadığını gösterdi. En kolay iş bile en güzel biçimiyle yapılmalı. Kaldı ki taksicilik bir yaşam taşımacılığı yapıyor. Hem sürücünün hem yolcunun canını taşıyor. Öte yandan da diğer canların arasından geçiyor. Her türlü ucu canlılara dokunan bir iş. Taksiciler Esnaf Odası’nın el atması gereken birçok konu var. Hemen işe koyulmalılar. Güvenli sürüş eğitiminden ilk yardıma, şehir olanaklarından şehrin geçmişine, can güvenliğinden yaya güvenliğine dek pek çok konuda bilgilendirme yapılmalı ve eğitim verilmeli kanısındayım. “Kızım sana söylüyorum gelinim sen anla” deyimi gibi buradan tüm iş kollarına da sesleniyorum doğal olarak. Eğer ki bu biçimde bir ilerleme yapabilirsek toplumun gelişmesine hız katacağımızdan kuşkum yok.

Benimkisi yalnızca bir kelebek kanat çırpışı.

Bu yazı 882 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum